Ûs

Albert Einstein ve Sigmund Freud'un kitapları da yakılanlar arasındaydı.
Goebbels'in ikili bir görevi vardı, bir yandan Hitler'e ve Nazi rejimine bir imaj inşa etmek, bunun için de toplumu propagandaya boğmak, öte yandan Nazizme uygun bir kültür politikasını hayata geçirmek. Goebbels, Hitler'in izinde "gerçek bir Alman kültürü" yaratabileceklerine inanıyordu. Nasıl ki ulus, ulusun sağlığını bozan unsurlardan arındırılmalıysa, Alman kültürü de Alman olmayan unsurlardan arındırılmalıydı. Bunun için girişilen ilk sembolik işlerden biri Nazi iktidarının ilk yıllarında yapılan kitap yakma eylemiydi. Nazilerin iktidara gelmelerinin üzerinden yaklaşık beş ay geçmişken, 10 Mayıs 1933'te Nazi Alman Öğrenci Birliği üyeleri, önce "Alman olmayanlar"a karşı meşaleli bir yürüyüş gerçekleştirdiler, sonra da Alman kültürünü yozlaştırdığını söyledikleri 25 bin kitabı ateşe verdiler.
Yordam Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Naziler propaganda yoluyla kitlelerin kontrolünü ele geçirdiler.
Belki Goebbels'le erken tanışmış olmalarının etkisiyle, Hitler de propagandanın önemini çok erken fark etmiş, Kavgam'da da bundan bahsetmişti. Son derece özlü bir ifadeyle "propaganda daima ve özellikle kitleye hitap etmelidir" diyordu. Hitler'e göre propagandanın görevi insanları bilgi sahibi yapmak değil, dikkatlerini belli olaylar ve konular üzerine çekmekti. Propaganda her zaman duygulara, pek az da akla oynamalıydı. Hitler propagandayı bir sanat olarak görüyor. ve şöyle diyordu: "Propaganda sanatı, içgüdü ile hareket eden büyük kitlelerin hayal hanesinde psikolojik bakımdan benimsenen bir biçim ve kalbine giden bir yol bulma sanatıdır." Hitler'e göre bu sanatın hakkı verildiğinde başarılı olmaması imkansızdı, çünkü kitleler kendilerine söylenenler yalan da olsa, bunlara inanmaya eğilimliydiler. Hitler, kitleler için "anlayışı kıt, hafızası ise çok zayıftır" diyordu. Kitleleri kadınlara benzetiyor ve akıl ve düşünceden ziyade hisleriyle hareket ettiklerini söylüyordu. Bu nedenle de zihinlerinde oluşan izlenim çok basit ve sınırlıydı.
Yordam Kitap
Araştırma-İnceleme
Kadınların okuması, çalışması ve hayata katılması engellendi.
Naziler açısından mesele sadece nüfus artışı değildi, ırk sağlığı ve ırk saflığı da önemliydi. Kadınlar çocuk doğuracaklar ve onlara annelik yapacaklardı ama bu bebekler ırkın en saf, en sağlıklı bebekleri olacak, Ari ırkın devamını sağlayacaklardı. Nazi propaganda afişlerinde sarışın ama sade, makyajsız Alman kadınlar gürbüz ve sarışın bebeklerini emzirirken temsil ediliyorlardı. Kadınlar iş yaşamının da, "yozlaşmış" eğlence dünyasının da dışında, sade, vakur bir hayat sürmeli ve Alman ulusuna sağlıklı çocuklar yetiştirmeliydi. Daha sonra ayrıntısına gireceğiz ama sağlıksız olduğu düşünülen çocukların öldürülmesinde ise Naziler açısından herhangi bir sakınca bulunmuyordu. 1934'te çıkarılan kararnamelerle lise mezunu kız öğrenci sayısının tüm mezunların yüzde onunu geçemeyeceği, liseyi bitiren her 10 bin kız öğrenciden de sadece 1500'ünün yüksek okul ve üniversitelere gidebileceği hüküm altına alındı. Kız öğrencilerin üniversite sınavlarında başarısız olmaları için de ortaokuldan itibaren verilen Latince derslerine girmeleri yasaklandı.
Yordam Kitap
Araştırma-İnceleme
Doğurmak, hizmet etmek, sömürülmek.
Kadınlar çalışma yaşamının içinde olmak yerine evlerinde oturacaklar, çocuk doğuracaklar ve onları büyüteceklerdi, onlardan esas beklenen buydu. Mussolini 1932'de Fransız bir gazeteciye verdiği röportajda, gayet açıksözlü bir şekilde "bazı kadınların günümüzde bazı ekonomik zorlukların baskısıyla evinin dışında bir çalışma arar duruma düştüğünü biliyorum. Ama modern toplumda kadının gerçek yeri, geçmişte olduğu gibi aile ocağıdır" diyordu. "Makine ve Kadın" adlı yazısında, kadınların çalışmasının kadının kadınlık niteliklerini kaybetmesine ve erkeklerin işsiz kalmasına yol açtığını, tüm bunların dışında ise aileyi yıktığını ve nüfusun çoğalmasını engellediğini söylüyordu. Faşist İtalya'da bu doğrultuda, yani kadının çalışma yaşamına katılımını engelleyecek yasalar çıkarılması ve düzenlemeler yapılması bu yüzden şaşırtıcı değildi. 1927'de çıkarılan bir kararnameyle kadın işçilerin aldıkları ücret eşdeğer erkek ücretlerinin yarısına indirildi. Yine aynı yıl, kadınlara liselerde edebiyat ve felsefe öğretmenliği yapmak yasaklandı.
Yordam Kitap
Araştırma-İnceleme
Faşizm, kapitalizm gibi kadını ikinci sınıf insan olarak görür.
Faşizm, kahramanlık, fedakarlık, cesaret, savaşmak gibi kavramları kullanarak asker bir ulus yaratmak istiyor, peki kadınlar da bunun bir parçası mı, faşistler kadınlara nasıl bakıyorlar? Kadınlar elbette ki ulusun bir parçasıydı ama erkeğe ait olarak görülen değerlerin bir parçası olarak değil, "anne" olarak. Faşist ideolojide kadınlara düşen görev, fedakar, cesur savaşçılar yetiştirmekti. Hitler bu konuyla ilgili olarak şöyle demişti: "Siyasette kadınların desteğini sağlamak önemlidir ama erkekler bir başlarına yürüyeceklerdir." Mussolini de iktidara yürüyüşü esnasında kadınları savaşla ve milliyetçilikle ilişkilendirmiş, onlara savaşta ölen eşleri ve çocuklarının yaslarını tutmak ve anılarını yaşatmak gibi bir misyon biçmişti. İtalyan kadınları da İtalyan erkekleri gibi Mussolini'nin propagandasından etkilenmiş ve onun peşinden gitmişlerdi.
Yordam Kitap