Beni rahatsız eden neydi ki dünyanın zafer alayları adım adım yaklaşırken korkuya kapılayım? Ah! Bağrımdaki o Parya yüreği yok mu, ne zaman sevincin sesini duysa hemen pusuya yatmış ihanetin uğursuz fısıltılarını işitirdi; öyle ki altı yaşından beri ne zaman dört başı mamur bir sevgi vaadini duysam yıldızların arasından bir insan elininkini andıran bir parmağın havaya şu gizemli yazıyı yazdığını görürdüm-"topraktan geldin yine toprağa döneceksin!"-öyleyse neden korkmayasın ki herkes sevinirken bile? Bak işte! O yüce katedralin içinde yetmiş fersah geriye baktığımda Tanrı'ya hep beraber ilahiler söyleyen, hep bir-likte insanoğlunun geçmiş ve gelecek nesillerine terennüm eden dirileri ve ölüleri gördüm ah! Her yandan hücum eden çağlayanlarınki gibi bir hezeyan hali; kaçışan kadın ve çocukların adımlarınınki gibi bir tedirginlik -ah! amansızca kovalayan kanatlarınki gibi bir uğultulu bir telaş hali! O anda gökten gelen bir ses işittim, şöyle diyordu: "Artık korku geri dönmesin - artık korku olmasın, ani ölüm de olmasın artık! Bunların üzerini sevinçle ört, meddücezirler kıyıları nasıl kaplıyorsa öyle." Korodaki çocuklar işitti bunu, mezarlığın çocukları işitti bunu. Bütün şenlik orduları harekete geçmeye hazırlandı. Düşmanın peşine düşen süvari orduları gibi tek adımda ilerliyorlardı. Başlarında defne dallarından taçlarla katedralin doğu kapılarından geçen bizlere yetişip tıpkı bir kıyafet misali bizi sarmalayarak seslerimizi gök gürültülerini andıran gürleyişleriyle boğuverdiler. Kardeş kardeş hep beraber yürüdük; göklere yükseldik - sökmeye başlayan şafağa, kaçışan yıldızlara doğru süzüldük; yüceler yücesindeki Tanrı'ya şükrettik -ki O yüzünü bir nesil boyunca Savaş'ın kara bulutlarının ardına gizledikten sonra şimdi yeniden doğuyordu -Waterloo'dan, Barış görümleri
Yere oturdum ve yeryüzünün, yani anamız dediğimiz hainin kucağında şafak sökmeden önce ölenlerin anısına insanların her daim döktüğü gözyaşlarını sessizce döktüm. Ne var ki hem gözyaşları hem de çan sesleri, sanki nice milletlerin bir ağızdan haykırışıyla, sanki büyük bir kralın vadiler boyunca hızla ilerleyen topçu birliklerinin yankısı ta uzaklardaki dağlar arasından gelen bir gürleyişiyle aniden kesiliverdi. "Sus!" dedim kulağımı dinlemek için yere doğru eğerek -"Sus!- Bu ya ihtilaftan doğan tam bir kargaşanın halidir veyahut" -sonra iyice kulak kesildim ve başımı kaldırırken dedim ki - "Veyahut ey ulu Rabbim! her türlü ihtilafı yutuveren zaferdir."