Kitabın ismi gibi konusu da çok ilgi çekiciydi.
Başta yemeklerden ziyade cinayet hikâyesi okuyacağımı sanıyordum ama aslında insanın arzularını, toplumun kadınlara bakışını ve hayatın içindeki küçük zevkleri anlatan çok katmanlı bir hikayeydi. Yani bolca yemek tarifli ve cinayet ile başlayan ama sonra arzuların insana neler yaptırabileceğini okumuş oldum.
Kitap boyunca en çok hoşuma giden şey, yemeğin sadece yemek olarak kalmamasıydı. Bir tabak pirinç, bir parça ekmek ya da tereyağı hepsi bir anda hayata dair bir düşünceye dönüşüyor.
Hatta kitapta geçen şu söz bunu çok güzel anlatıyor.
“Gerçekten lezzetli bir şey yemek, insanın kendine verdiği bir ödül gibidir.”
Yemek sahneleri bana sadece mutfağı değil, insanın iç dünyasını da anlatıyormuş gibi geldi. Özellikle yemek yerken alınan haz ile hayatın içindeki diğer arzular arasında kurulan bağ çok etkileyiciydi.
“İnsanlar çoğu zaman başkalarının iştahından rahatsız olur; çünkü iştah özgürlüğün bir biçimidir.”
Bazı yerlerde anlatı biraz duraksıyor gibi hissettim. Tempo zaman zaman yavaşlıyordu ama buna rağmen kitap yine de akıcı ve merak uyandırıcıydı. Çünkü her konuşmada sadece bir suç hikâyesi değil, aynı zamanda kadınların toplum içindeki yeri tartışılıyor. Bir kadının iştahı, bedeni, arzuları ve seçimleri bile nasıl kolayca yargılanabiliyor.
Kitabın arka kapağında geçen şu cümle de romanın ruhunu çok iyi özetliyor gibi geldi bana:
“Yine de ne olursa olsun asla hoş görmediğim iki şey var: feministler ve margarinler.”
Bu cümle ilk başta sert ve hatta provokatif gibi duruyor. Ama kitabı okudukça bunun aslında karakterin dünyaya bakışını gösteren bir metafor olduğunu anladım. Margarinin tereyağının ucuz bir taklidi olması gibi, bazen toplum da insanların gerçek arzularının yerine daha “uygun” görülen alternatifler
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Acı gerçekler insanın bedenini nasıl tatmin edebilir ki? O katı ve yavan gerçekliğe biraz baharat ya da çeşni katarak lezzetlendirmenin nesi yanlış? Bu, benim hayata tutunma tarzım; yaşamım içinde kendiliğinden gelişti, adeta bir tür evrim gibi. Siz gerçekten de her şeyin doğru dürüst bir şekilde yüzleşmeyi hak ettiğine inanıyor musunuz tüm içtenliğinizle? Peki, bu dünya yaşamaya değer mi?
Ben hiçbir şey yapmasam bile dünyanın anbean değişiyor olması hayret verici. Ben parmağımı bile kıpırdatmasam da çevremde nice bağlar kuruluyor, karmaşık bir şekilde iç içe geçiyor, gitgide gelişiyor. Tıpkı bir bitkinin kökü, dalları, yaprakları gibi. Gözlerimi kapattığımda yayılan o koyu yeşilliği görecekmiş gibi hissediyorum.