Hazır mıyım bıçak kadar keskin yalanların sunduğu gerçekler için? Fark etmez artık bilincim çoktan turkuaz renginde bir saplantıya maruz kaldı. Gıcırdayan eski merdivenlerin insanlara duyurmak istediği huzursuzluğu. Böyle geçiyor zaman buralarda zaman zaman. Hep aynı teraneyi oynatır geçmiş geleceğin perdesinde. Alkışa gerek kalmaz bu dramdır ve gözyaşı ister sanat. Tuz ruhuna bastırılan duygular içerisinde benliğim naftalin kokulu kadife bir ceket gibi. Sevgi dedikleri ise burada güvedir içten içe yer ceketi değil mi? Teşbihin bile hayrı yok tasvirimde. Belki fil kaybolur yutamadığım aspirinde. Yazarken özlüyorum düşündüm de özlediğim her an yazmıyorum. Yoksa işin içinden çıkılır mıydı kalmak isteyene de bu kadar yazılır mıydı? Suallere cevap istemez, sözde hepsi kelama gerek yok. Lafın kısası makbulse bu kadar uzun bir veda olur mu mutabık? Aklım bir karış toprak altında. Üstünde yetişmez hiç bir çiçek. Dinlediğim bütün müzikallerde söylenir “ Bugünlerde geçicek”. Ilık rüzgarlarda perçinlenen milyonlarca ihtiras. Yerle bir olan hayatlar içinde enkaz altlarında kalır vicdan. Kurtarılmayı beklemez betonarme binalarda bekler birkaç gözyaşına tav oluverir. Bej, iyilik ve kötülük arasında kalan renk gibidir. Arafıdır tarafı olmayanların. Kısa vadede çözüm üretemeyen politika bürokrasinin kesemediği raconu icra eder derin devlet. Dayanılmaz duvarlar, gamsız Ademoğlu bir afette gizlenir karşı konulamayan mukavemet. Aciz olmak belki iyidir, şehirler yaşatırken binlerce azizi. Ayrıntılarda saklanır kusurlar affola. Nice yıllar geçti bir türlü çıkmadı ortaya foya. Fora yelken istikamet Malta ya da Mora. Sürgün gelir bizlere süngümüzde damlarlarken mürekkep. Okumuş adamın hali eskiden başka olurmuş. Şimdilerde ise monotonluğa oturtulmuş bir merkep.
Peki ya sonra diye başlayan binlerce klişenin seni tanımlayamayacağı gerçeği karşısında, Pollyanna olsam. Uzak çağrışımlar yapsam; metafizikten kaçsam. Tuz banıp kan kussam sayfalara. Mürekkebi göğe, gözlerini yere çalsam. Giderdin yine sızı dolu sazımın nağmelerini duymamak için. Gönül ne kadar kolay söylenir oysa adını daha öğretmedim kuşlara. Çıldıran renkler arasında akıl sağlığını koruyan tek siyah yakıştı bana. Kafesim göğsümde, girmez bülbüller hep kanatırlar gülü. Ruhum alıntılanır tebessümün işlevsiz olduğu muhakkaklarda. Kırgındım kırılmadan evvel, yara bantlarım tenimmiş meğer. Ahirim kaybolmuş, aranıyor cevapsız ağrılarda. Sıradan geçirdi bizi zaman. Beklemek bile önemini kaybederken dokunamadım sana. Israrla talan edilirim aynasız yalanlarca. Diner bir vakit akşam üzeri uysal dinletiler. Haşim’in emanetine eğsem boyun. Ey amansız yaşam, ölüm karşısında utanma derhal soyun. Kurumasın çiçekler kitap aralarında, hatıralar başkaldırsın şimdiye. Dek, dekoltesi olmasın akreb u yelkovanın. Nidalarım savrulsa boynundan köşebaşına doğru. Susuyorum çünkü bir zamanlar adındı anavatanım.