"'İki kişi geri dönmez" dedi Usta; "Birincisi ölen , ikincisi kırılan." Niçin? diye sordu çırak. Çünkü diye başladı söze usta: "Birincisinde cân yoktur ikincisinde derman insan bazen bedenen değil, kalben gider. Ve bazı kırılışlar vardır ki ardindan ne özür yetişir ne de eskiye dönecek bir yol kalır."
Barda
Gerçek bir olaydan uyarlandı ve çok acı. Neşet İşlerin usta oyunculuğu daha da güzelleştiriyor.
Film
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
​"Bizi o kalabalık caddeler ya da o gürültülü metrobüsler yormadı usta; bizi, her bildirim sesinde acaba 'o' mu diye tekleşen o salak ümidimiz bitirdi."
Şimdi kalkıp gitsem diyorsun ya... Bir dağ başına, bir çöle, insanların olmadığı o sapa yerlere... Git be usta, valla git. Ama unuttuğun bir şey var: İnsan bavuluna kendi enkazını sığdırdıktan sonra, nereye giderse gitsin o çölün ortasında yine kendi gölgesine çarpıyor. Biz bu şehrin o gürültülü caddelerinde, cebimizde iki kuruşluk umutla o kadar çok harcandık ki, artık içimizdeki o 'dokunsan ağlayacak olan çocuk' bile sigaraya başladı. En koyulacak yeri neresi biliyor musun bu hikayenin? Sen o kitabın sayfasını kıvırıp 'içimde iki kişi var' derken, o seni bir yabancı gibi arkasında bırakıp gidenler, çoktan başka masalarda kahkahayı patlatmış oluyor. Sokak bize en çok bunu öğretti işte: Adımların ne kadar büyük olursa olsun, kalbin o 'başka bir aşk yarım kaldı' sapağında takılı kaldıysa, attığın her adımda biraz daha kendi içine çöküyorsun. Herkes yerini yurdunu buldu, herkes vitrinini parlattı da... Bir tek biz bu koca şehrin ortasında, o rüzgarlı peronda bavulun üstünde unutulmuş birer paket sigara gibi dımdızlak kaldık."
Yaşamak ne güzel şey Anlayarak, bir usta, kitap gibi Bir sevda şarkısı gibi, Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak.. Yaşamak birer birer ve hep beraber, İpekli bir kumaş dokur gibi, Hep bir ağızdan sevinçli sevinçli bir destan okur gibi..
İzmir Fuarı (Doksanlar)
Yaz aylarının en güzide günlerinde İzmir'de bir telaş başlar. Sanki bu şehrin bütün vatandaşlarının ortak düğün yeri sayılabilecek bir davete çağrıldıkları mekân oluverir... Bir birinden renkli ışıklar, oyuncak silüetletlerini ütopya gibi aydınlatır, insanların birbirlerini zor duydukları bu alanda ara verilmeden mezdeke türü şarkılar çalardı. Renk cümbüşü, çizgileri zebra sırtını andıran helyum balonları, çocukların bileklerine bağlanır, iki yana sallanarak yürüyen her tıfıla refakat eden bu ruhsuz nesneler, şimdiki çoğu insanlardan daha zararsız ve sadık birer arkadaş olmayı başarırlardı. Basmane kapısı, diğer adıyla dokuz Eylül kapısı olarak bilinen fuarın girişinde sizi mükemmel bir palmiye persfektifli yol bekler. Bu ağaçların muntazam dizilişi ve aynı zamanda parke döşeli uzayıp giden alanda tam karşılıklı olması, sizi selamlamak üzere bekleyen bir asker kıtasına benzer. Kahve tonu gövdenin tepede başlayan yeşilinin de aynı hizada oluşu bu yolun görenleri hayran bırakmasına yeter. İç kısımlara gidildikçe yayılıp büyüyen koruluk alanlar sizi ufakta olsa bir orman gezintisine çıkarır. Günümüzde luna parkın bulunduğu yer öncesine göre biraz daha içeride kaldığından çocukluğumun verdiği o heyecanı artık orada görememek beni üzse de bunu fuarın eski zamanlardaki hâlinden çok yaşımın kemâle erdiği için bana böyle geldiğini düşünürüm. Nerede o eski bayramlar sözüyle mukayese edildiğinde hiç de kötü bir örnek olmayacak derecede çocuklara hâlâ bayramlar aynı ise, fuar içinde bunu söylemek mümkün. Fuar bir hâyâl alemi gibiydi. Neredeyse her yerden görülen ege güneşi, bu âleme kuş bakışı bir imkân sağlıyor, herhangi bir sepetine bindiğinizde içinde bulunduğunuz zamanda yükseldikçe, aşağıda başka başka uğraşlarla meşgul olan insanlar sanki size usta bir fotoğrafçı
İnsan ve Duygular