“Hiç düşündün mü bir insan bir yemekten neden nefret eder ya da onu çok sever?”
…
“Çünkü o yemekle ilgili muhakkak bir hatırası vardır" demişti Usta, "O lezzeti her tattığında o hatırayla birlikte, hatıranın hissi de yeniden uyanır.”
Adını kalbime mıhladım, öyle çıktım yola
Yaşlıyım,acemiyim,garibim demedim
Bir dere yatağında sele kapılmışcasına
Karıştım usta akıncıların arasına
Aşkınla uzakları yakın eyledim.
Yanımdan uzaklaşırken, "Seviyorum seni usta, sen de sev beni" deyip gitti. Çünkü bu ülkede, birisinden ayrılırken Allah'a ısmarladık demek yerine bu söz kullanılır.
"İşitmenin işlemesine akıl erdirmek daha zor değildir. Biraz daha öz sözlü olmak için, konuyu sadece müzik ahengi çerçevesinde ele alalım. İşte, usta bir sanatçının çaldığı ut. Bana bu kadar uzaktan, hiç görmediğim bir şeyi nasıl olup da duyduğumu soracaksınız. Kulaklarımdan, bu müziği emerek bana geri getirecek süngerler mi çıkıyor? Yoksa bu çalgıcı kafamın içinde bana aynı havaları çalmak için emir alan küçük utlu, küçük bir çalgıcı mı yaratıyor? Hayır; bu mucize, çekilen telin havanın meydana geldiği küçük cisimlere vurarak onları, bu küçük cisimsel hiçlikleri, beynimi yavaşça delerek içine girmeleri için, beynime fırlatmasıyla gerçekleşir. Tel, gergin olursa, atomları daha güçlü ittireceğinden ses daha keskin, tiz çıkar, böylece içine sızılan organ, hayal gücüne, tablosunu işlemesi için yeterli malzemeyi sağlar. Eğer bu malzeme az gelir, hafızamız resmini tamamlayamazsa, hafızamız mesela bir sarabandın şekli-ni tamamlamak için, bu sarabandın nakaratının sağladığı malzemeden yeteri kadarını kapıp alsın diye, ona aynı sesi tekrarlamaya, mecbur kalırız.
MESUT VARLIK: İlk mektup, Haziran 1973 tarihli. Tanışmanızın mazisi nedir? Daha ilk mektupta, son derece içten, samimi bir yazışmaya tanıklık ettiğimize göre? Sizden gittiğini anladığımız "koca ihtiyar”, “cici” gibi ifadeler de doğruluyor bu samimiyeti. (Okurlarınızı bir kez daha şaşırtıyorsunuz.) Bu ilk mektuba kadarki hukukunuzu anlatır mısınız?
ENİS BATUR: 1971'de tanıştım Karasu'yla, 1973 Nisanında dört
yıllığına Paris'e gidişime dek yoğun bir ritimde görüştük. Usta- çırak ilişkisinin tipik örneğiydi. Yazdıklarımı değerlendirişinden okumalarımı yönlendirişine büyük katkısı oldu yetişmeme. Resme bakmayı, müziği dinlemeyi bir bakıma ondan öğrendim. 20 yaşında İoanna Kuçuradi'yle, İlhan Usmanbaş'la, Turan Erol'la, Azra Erhat'la onun evinde tanıştım. Bir yıl boyunca, iki öğrenci gibi birlikte Latince çalıştık. Yazışmalar benim Paris'e demir atmamla başladı.