Bu muhtelif turukların başı ve bu cedvellerin menba ı ve şu seyyarlerin güneşi, Kur'an-ı Hakîm'dir. Hakikî tevhid -i kıble bunda olur. Öyle ise,en âlâ mürşid de en mukaddes üstad da odur.
(...) Üstad Necib Fazıl bir müddet sonra perdenin ardına geçecek ve “Büyük Muztaribler”i yazma görevi Mirzabeyoğlu‘nun üstüne kalacak…Öyle internetten indirip kopyala yapıştır sür sürüştür yazmak değil; yaşayarak yazmak… Dünya düşünce tarihi üzerinde bir kartal gibi gezinmek ve yeryüzünde çekilen olanca idrâk ıztırabını, sırasında yaralı bir yılan gibi kıvranarak anlamak… Çile, çile ile anlaşılır… Fikir, fikirle bilinir… Kıymet, kıymetle tanınır… Ve Salih Mirzabeyoğlu‘nun da bütün eserlerinde olduğu gibi, biricik ibda çilesi (eser verme çilesi) budur.
BÜYÜK MUZTARİBLER -Düşünce Tarihine Bakış-I-, 6 Aralık 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
(...) Nitekim, Üstad da karşısındakine bunu (fikir çilesini) belirtirken, onun hâlinin farkında… Şöyle diyor bir keresinde de:Memnun olmalısın… Ben 30 yaşlarındayken geçirdiğim buhranda, beni kurtarıcı âyet şu oldu… Dikkat et: “Allah hiçbir nefse taşıyacağından fazlasını yüklemez!”… Demek ki o yükü taşıyabileceğin için veriyor… Sevinmelisin!.. [*]
BÜYÜK MUZTARİBLER -Düşünce Tarihine Bakış-I-, 6 Aralık 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Salih Mirzabeyoğlu‘nun 4 cilt ve 2100 sayfadan oluşan büyük eseri…Diğer adı, “Düşünce Tarihine Bakış”… Eserin yazılma vesilesi, 5 Şubat 1983 tarihi diye kaydedilen bir gün, Üstad Necib Fazıl ile yapılan görüşme… Üstad şöyle diyor o gün:"Bir eser daha yazmak isterim, Allah izin verirse… “Büyük Mustaribler” diye… “Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar”ı yazdık, ama bunu yazmadık. Bu büyük mustariblerin Şark’tan ve Garb’tan olması lâzım gelir. Şark’ta en büyük mümessili İmâm-ı Gazâlî’dir!" [*]
Bu tarihten bir yıl kadar önce, 28 Şubat 1982’de yapılan bir görüşmede de eserini ona şu yazıyla imzalayıp hediye ediyor:“Fikir çilesi haysiyetinin müstesna genci Salih Mirzabeyoğlu’na…“
BÜYÜK MUZTARİBLER -Düşünce Tarihine Bakış-I-, 6 Aralık 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Bu dünyada umutların, muştuların, sevinçlerin, hazların arattığı bu dünya, ulaştırmak istedikleri son, oradadır ve adı Cennettir. Cennet, artık son muştu, son sevinç, son haz, son memnunluktur. Kesin ve geçmesi olmayan üstün büyük bir yaşayış vardır orda. Bir armağan hayatıdır o. Arınmışlık hayatı. Allah’ı sevmenin tecellisinden, ilâhi sevginin canlanışından doğmuş ideal bir inananlar ülkesidir orası. İnsan orada özlediği her iyiye, güzele ve doğruya kavuşacaktır.