Üstad'ımızın meslek ve meşrebine mebni istikametimizi muhafaza etsek ne mutlu... hodfuruşluk, enaniyet ve benlik ile şan ü şeref peşinde koşmakla hiç kimse istikametini muhafaza edememiş, mebde ve müntehayı birleştirememiştir.
Bir gün Hz. Üstad şöyle buyurdu:
'Eğer siz eski zamanda olsaydınız, bu dersleri ve hakikatleri öğrenebilmek için, buraya diz üstü yürüyerek, sürüne sürüne gelirdiniz.'
1962 yılının başlarında Karakoç'un ikinci şiir kitabı Şahdamar yayınlanır. Kitap üzerine, Necip Fazıl da “Onu Anlayınca” başlıklı bir yazı neşreder. Yazıdaki "Onun şair olduğunu mesela doğramacı oğlunun geceleri ses sanatkarlığı ettiğini haber alan bir baba gibi, hayli gecikerek öğrendim. Ben ses sanatkarı olduğum halde onun bu tarafıyla ilgilenmemiştim. Aradan tam on yıl geçtikten sonra bugündür ki, kendisinin bir konserini [Şahdamar'ı] başından sonuna dinleyebiliyorum. (...) 32 sahifelik kitabı, içindeki cümle (mısra demiyorum) ve kelime dizilerini sayılandırabilecek bir dikkatle okudum, ve en yakınlarımdan bir gence, yıllardır şair sıfatıyla niçin dikkat edemediğimin özrünü ele geçirir gibi oldum" cümleleri, Sezai Karakoç'un haklı olarak, biraz hayıflanmasına neden olmuştur. Bu alınmışlık, yıllar sonra hatıralarda şu cümlelerle dile gelecektir: "...benim sanat yanımı Üstad yeni öğrenmiş değildi. Daha önce, Büyük Doğu'da sanat sayfasını dahi idare etmiştim. Tabii, şiir ve yazılarım Büyük Doğu'da da yayınlanmıştı. (...) Belki o zamana kadar şiirime pek dikkat etmemişti. İlk kez bu kitapla şiirime eğiliyor oymalıydı. Bir kaç gün sonra ziyaretine gittiğimde, yazıyı okur okumaz koşup teşekkür etmediğime adeta kırılmış gibiydi. Yoksa yazıyı beğenmedin mi' dedi. 'Sabri Esat Siyavuşgil telefon etti. Sen, gençler için yazmazdın diye hayretini belirtti. Yazı olay oldu. Sense ortada yoksun.' Oysa, ben bu tür ilişkileri beceremem."
Fuat Sezgin 1942 senesinde İstanbul Üniversitesi’nde dünyanın gelmiş geçmiş en büyük oryantalisti kabul edilen Alman Hellmut Ritter’in öğrencisi olmuştur. Hocasından İslam coğrafyasında yetişmiş, Avrupa’nın en büyük âlimleri seviyesinde bilim adamları olduğunu duyunca çok şaşırır:
”Dehşete düştüm. Çünkü ilkokulda, lisede öğrendiğimiz şeyler tamamıyla buna aykırııydı. Modern dünyanın gelişimini İslam dünyasının katkısını sıfır diye biliyorduk. Ritter’in sözleri İslam ilimleri tarihini öğrenmem için kırbaç rolü oynadı. Bütün dünyayı terk ederek gece gündüz bunun için çalıştım…” diyor üstad Fuat Sezgin
İşte bu nedenle Üstad olan
kendisini bilen ama bu bilgisini göstermeyendir,
kendisini seven ama kibirlenmeyendir.
Bunların ilkine sımsıkı sarılan,
ikincisinden daima uzak durandır.