Aziz Bey yanlışı yakalamak istedikçe , rüzgarın durmaksızın ileriye doğru savurduğu sarı bir yaprağa yürür gibi , yanlışa yürüdü , onu bir türlü tutamadı .
Kitap ; yaşını almış Aziz Bey’in karga tulumba Zeki’nin meyhanesinden atılması , Aziz Bey’in Zekiden dayak yemesiyle başlar ve Aziz ‘in hikayesi şimdiden geçmişe anlatılır .
Aziz Bey tambur çalar. Tamburu dede yadigarıdır . Çalgısıyla zirveyi de görmüştür dibi de ; varlığı da yaşamıştır yokluğu da . Yakışıklı ve hercaidir . Ailenin tek oğlu , babasının anlaşamadığıdır . Kalıplara sığmayan , kendi bildiğini okuyan, evli kadınlarla takılan , daldan dala konan .Aşkı yalnız “gözlerini görmeseydim bambaşka olurdu hayatım “ dedirten Maryam’da bulan .
Ve Aziz öyle tutulmuştur ki Maryam’a duygularının kölesi olmuş ,kapıları çarpmış , bilmediği ülkelere kızın ardına sürüklenmiştir .Aşkın gözü kördür derler ya sorgulamadan , düşünmeden ve ardına bakmadan .Hayatını adadığı Maryam ya gerçek değil de sadece yanılgıysa ? Ya Aziz’i hiç sevmeyip onu kandırdıysa ? Hayatını uğruna değiştirdiği aşkı ya hiç olmamışsa ?
Kitap ; Aziz Bey’in aşkının tüm yaşamını nasıl etkilediğini vurucu cümleler ve benzetmelerle
yalın bir şekilde anlatıyor . Kitapta duyulan aşktan ziyade anlık verilen kararların , tepkilerin ardımızda nasıl felaketlere yol açabileceğini görmek beni çok düşündürdü . Kitabı sevdim ve yazarla tanışmış oldum . Hiç tanışmamışlara tavsiyemdir .