İSLÂM ve ZIT KUTUPLAR ARASI MUVAZENE...
İnançla bilim arasındaki denge (muvazene), aslında en zor konulardan biridir. Karakterize ederek konuşalım: Bir tarafta İbn-i Heysem vardır: Determinizmin (tabiatta zorunluluk) temelini atan, bir aklî ilimler allamesi olan, gelmiş geçmiş en büyük fizikçilerden biri. Onun yanında İmâm-ı Gazalî vardır: Determinizmi eleştiren ve ona karşı -Boutroux'dan 800 sene önce- "zorunsuzluk doktrini"ni geliştiren, bilimle inancı birlikte savunan büyük kafa. Gazalî'nin diğer tarafında ise İbn-i Teymiyye: İbn-i Heysem'i faydasız boş işlerle uğraşmakla, İmam Gazalî'yi de aklî ilimleri reddedip naklî ilimlere bağlanmamakla suçlayan bir başka düşünür... __Ve bugün... Kaotik bir dindar zihniyeti... İnanç varsa bilim yok veya bilim varsa inanç yok kutupları... İlahiyatçı ama İbn-i Heysemci... Sofi ama İbn-i Teymiyyeci...** Ve: "İslâm zıt kutuplar arası muvazenenin üstün nizâmıdır!" Diyerek İmâm-ı Gazalî'yi bir bakıma idealize eden Büyük Doğu-İbda. -Selim Gürselgil, "İnançla Bilim Arasındaki Denge", x.com/gurselgil, 26 Haziran 2026-
İslam
Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz. Âl-i İmrân Suresi 139. Ayet
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Soru-yorum
Toplumsal fayda, nesnel gerçekliğin ve bilginin üzerindeki en üstün otorite midir?"
Alıntı
El-Muksıt Adâlet sahibi; bütün işlerini denk, birbirine uygun ve yerli yerinde yapan demektir. Allah Teâlâ, adâletle hükmedendir. En üstün adâlet ve merhamet sahibidir. Mazlumların haklarını zâlimlerden alandır. Dünyada dost düşman ayırımı yapmadan bütün kullarına rızık verir. Âhirette, dostları, yaptıklarının karşılığını fazlasıyla alacak, düşmanları ise sadece yaptıklarının karşılığı bir cezaya çarptırılacaklardır.
Tevbede sebat etmedikçe ve günahları terk etmedikçe ilâhi yardımı ummak doğru olmaz. Allah'ın rahmet, bereket ve inayeti sonsuzdur ama hesabı ve azabı da şiddetlidir. Kâmil bir tevbe için büyük günahları terketmek lazım geldiği gibi, küçük günahları da terk etmelidir ve günahların hem zahirde hem de bâtında terki gerekir. Hırs, haset, kötü zan, Ümmet-i Muhammed'e karşı kin ve nefret gibi içten işlenen günahları, dıştan işlenen günahlar gibi terk etmedikçe insan günahtan kurtulmuş olamaz. Allah Tealâ: "Eğer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi üstün, seçkin bir yere koyarız." *(Nisa, 31) buyuruyor.*🌹
Şimdi korkunç bir haykırma - bütün bu karman çorman gürültü patırtıyla inleyen boş kubbe, sen söyle! Sen ki her sesi yankılayansın, söyle, bu bir sürü boş çabalama içinde, daha yukarılardaki şu tanrı katına hangi sesin yankısı varabilmiş ki? Hangi dua kabul olmuş bugüne dek? Dinlerim seni, göklerin tanrısı, din ulularından dinlerim seni: "Ne benzer var, ne noksanı, canlı ve ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve yüce. Odur veren yiyeceği içeceği, düşleri gerçek yapan o, bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan, açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan, el uzatan yoksullara ve çaresizlere, her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..." Seni böyle övüp duruyorlar işte. Oysa senin en üstün özelliğin ne, "Ortaksız" oluşun değil mi? Kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak. Topu ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve kahreden. Ve topu ortaksız ve tek. Ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var, ve topunun yukarılarda bir gökyüzü. Bütün ordan gelir yüreğe doğan. Topunun güneşi, ayı, yıldızları var, ve topunun görünmez bir tanrısı. Topunun adanan bir cenneti var,