...Meryem
İçimde küçük, küçücük bir umut var: Bunu okuduktan sonra, benim sana asla gösteremediğim merhameti sen bana gösterirsin belki. Yüreğini razı edip babanı görmeyi gelirsin. Belki kapımı bir kez daha çalar, bana bu kez o kapıyı açma, seni evime buyur etme şansını verirsin kızım-yıllar önce yapmam gerektiği gibi... Yüreğim kadar zayıf bir umut bu. Biliyorum. Ama yine de bekleyeceğim. Kulağım, kapıya vuran elinin sesinde olacak. Umut etmeyi sürdüreceğim...
Sevgini hak etmeyen baban...
Leyla bayılacak gibi oldu. Oğlanın yüzünü okumaya çalıştı, ama çözülemez bir ifadeyle karşılaştı; o şen, budalaca sırıtışla çelişen, gözlerdeki kısık, yarı-çaresiz anlam. Zekice bir parıltı; tam da alaycılıkla içtenlik arasındaki sınıra düşmesi amaçlanmış bir ışıltı.