Merhaba içimizdeki yabancılara,
Toplumun kalıplarına karşı duranlara,
Her şeyi olduğu gibi kabul etmeyenlere,
Sorgulayanlara,
İnsanların görmek istediği gibi olmayanlara
,bundan hiç gocunmayanlara
Kendinden taviz vermeyenlere,
İnandığı gibi yaşayanlara,
Göründüğü gibi olanlara,
İnsanlara yaranmaya çalışmadan açık sözlü olanlara,
Korkmayanlara,
Cesur olanlara... merhaba dostlar.
Kitabı okumaya başladığımda benim için oldukça tuhaf hiç tanımadığım bir karakterle karşılaştım.
Nam-ı değer Mersault.
Adam için hiçbir şeyin önemi yoktu.
Ne yediğinin, ne düşündüğünün, sevip sevmediğinin, isteyip istemediğinin, sahip olup olmadığının... bir seçeneğin ötekinden hiçbir farkı yoktu. Açlığın veya tokluğun, sevginin veya nefretin... onun için hepsi aynı sokağa çıkan farklı yollar gibiydi.
Sözlerin bile bir önemi yoktu. Konuşmak yerine susmanın ya da susmak yerine konuşmanın da bir anlamı yoktu.
Bu hayat bana çok yabancı -oldukça- yabancı gelmişti. Bir türlü anlayamadım bu adamın iç dünyasını. Son ana kadar benim için gerçekten bir yabancıydı; ta ki son ana kadar...
O son anda hayat yine yapacağını yapmıştı. O aydınlanma anını, o hayatın artık ellerinden kayıp giderken ki çözülmesini yabancı da yaşamıştı.
İçini döküp, kendisi ile yüzleşmişti.
Daha önce farkına varmadığı şeyleri anlamıştı.
İçimi ürperten kısmı şuydu; kendinden emindi, yaşadığı hayattan emindi, beklediği ölümden emindi.
Pişman değildi, umutsuz hiç değildi.
İşte o an içimde ona karşı bir hayranlık uyanmıştı.
Belki kendimden hiç o kadar emin olmadığım içindi bilemiyorum. Ben sevdim yabancıyı.
Onun için fark etmeyeceğini bildiğim halde :)
İyi okumalar herkese :)