İnsanlara sorsak sizce manevi körlük mü daha zor fiziki körlük mü ?
Manevi körlük diyenlerin daha önce fiziki olarak görme yetilerini kaybetmediklerini varsayarsak; aldığımız cevap bizi ne kadar tatmin eder.
Özellikle körlük kitabını okuduktan sonra.
Bütün diğer ihtimalleri değerlendirdim. Görmemek mi duymamak mı ?
Görmemek mi konuşamamak mı ?
Görmemek mi bir uzvun eksikliğimi ?
Hangisi daha beter daha kötü olurdu ?
Muhtemelen görmemek, evet o hepsinden zor. Birde sizinle birlikte bütün bir şehrin görmediğini kör olduğunu düşünün.
Gerçekten tam bir felaket.
Yavaş yavaş nasıl insanlıktan çıkılabileceğini, hiçbir şeyin önemi kalmadığını anlarsınız ... isimlerin bile.
Evet yanlış duymadınız adınızın ne olduğunun bile önemi yok. Bu yüzden kitapta bir isim bulamıyorsunuz. Eğer beyaz körlüğün içindeyseniz sizi tanımlamak için şaşı çocuk, ilk kör, koyu renk gözlüklü genç kız diyorlar.
Bütün bunların içinde, yani bütün o kör insanların içinde tek gören olmak nasıl olurdu peki ? İçten içe sevinir miydi insan bu duruma? Yoksa görmek zorunda kaldığı iğrençlikler yüzünden isyan mı ederdi? Her gün benim sıram ne zaman gelecek diye sızlanır mıydı ?
Evet bunların cevabını da kitaptaki tek gören insan olan doktorun karısından alabiliriz.
Hala okumadıysanız ve sizi meraklandırdıysam hemen başlayabilirsiniz. :)
Platon'a göre insan bedeni üç kısımdan oluşmuştur: kafa, göğüs ve karnın altı. Bunların her biri ruhsal bir yetiye karşılık gelir. Akıl kafaya, irade göğüse, haz ve arzu ise karnın altına aittir. Ayrıca bu yetilere denk düşen birer ideal ya da erdem söz konusudur. Akıl bilgelik peşinde koşmalı, irade cesaret göstermeli, haz ve arzu da gemlenmelidir ki insan ölçülü olabilsin.
Bir kaç yüzyıl sonra Romalı bir filozof Sokrates'in felsefeyi göklerden yeryüzüne indirdiğini, kentlere ve evlere yerleştirdiğini, insanları yaşam ve gelenekler, iyi ve kötü üzerine düşünmeye zorladığını söyleyecekti.