Size biraz Liesel'dan bahsedeyim.
Bazı hayatlar vardır ölümün bile dikkatini çeker.
Liesel Meminger'ın hayatı da onlardan biriydi.
Savaşın ortasında hiç olmaması gereken yerde, kalbi saflıkla merhametle örülmüş bir kız çocuğuydu.
Kardeşinin ölümüne şahit olmuştu. Bu ileri-de onu çok zorlayacak, sürekli kabuslar görecekti.
Annesi onu evlatlık vermişti.
Bir zaman sürekli annesini özleyecek, ona karşılığını hiçbir zaman alamayacağı mektuplar yazacaktı.
Kitap okumayı her şeyden çok severdi.
Bazıları onun kitapları çaldığını düşünse de o sadece ödünç alıyordu.
Okumadığı zaman yoktu. Aynı kitabı defalarca okurdu.
Bazen siren seslerinden sığınılmış bir bodrumda okur, insanlar sakinleşirdi. Bazen bir hastanın başucunda okur onu hayata bağlardı. Bazen yaslı bir kadına okur acısını hafifletmeyi dilerdi. Kelimelerden zaman zaman nefret ederdi. Çünkü yanlış insanların ağzında ölümcül cümlelere dönüşürlerdi.
En yakın arkadaşı altın saçlı çocuk Rudy'di.
Onunla futbol oynamayı severdi.
Aslında bir kere tanıştıktan sonra bir daha hiç ayrılmadılar. Ta ki o üzücü olay yaşanana dek...
Üvey babası -gerçeği olsa bu denli benzemezdi- Akerdeon yüzlü Hans'dı.
Ne kadar iyi bir adamdı Hans. İyiliğin peş para etmediği bir yerde iyi olmakta önemsizdi.Tam tersine iyi olmak bütün felaketlerin başı olabilirdi. Çok dikkat etmesi gerekiyordu ama maalesef Hans hiç dikkat etmezdi.
Hiç paylaşmaması gerekenlerle ekmeğini paylaşıyordu, hata ediyordu.
Evinde saklamaması gereken bir yahudi saklıyordu, sonunu hazırlıyordu...
Üvey annesi -dırdırcı- Rosa.
Rosa'nın bile bir kalbi olduğunu bana Liesel gösterdi.
Bir keresinde kocası savaşa gittiğinde boynunda onun akardeonu ile uyumuştu.
Evinde bir yahudi saklıyordu. Kocaman bir kalbi olmasa bunları yapamazdı.
Ve bodrum arkadaşı Max.
Max'in tek suçu yahudi