Oğuzhan ÜSTÜN

bende bu kucak olduktan sonra iyi veya kötü ne yapılabilir kendi hayatı aleyhine binlerce defa dolap çevirmiş olan bana? Bakın, bulduğum her gerçeği delik deşik ediyor kayboluş kapımı sürgüleyen bir vaşak her sevincimi viran eden bu hayvan yalanlar içinde boğulmamı önlüyor ondan kurtulacak olursam biliyorum beni yaşamakla coşturan bir kaynak keşfederim ondan kurtulduğum an bütün boyutlarımı kaybederim.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bilim Tarihini Yeniden Okumak:"Durgunluk"
Bize okullarda öğretilen klasik bilim tarihi anlatısını bilirsiniz: Bilim meşalesi Antik Yunan’da yakılır, Roma’da taşınır, sonra "Karanlık Çağ" ile birlikte her yer kararır. Yüzyıllar sonra Rönesans ile Avrupa’da meşale yeniden parlar ve Newton ile dünyayı aydınlatır. Peki ya bu hikaye, kazananların (Batı'nın) yazdığı bir kurgudan ibaretse? Patricia Fara’nın "Bilim: Dört Bin Yıllık Bir Tarih" kitabını okurken, zihnimize kazınan o "doğrusal ilerleme" (pozitivist) inancının nasıl sarsıldığını gördüm. Fara, tarih kitaplarında diğer medeniyetlere yapıştırılan "Durgunluk" (Stagnation) etiketinin aslında ne kadar yanıltıcı olduğunu üç temel noktada özetliyor: 1. Needham Sorunsalı ve Çin: Çin, barut, pusula ve matbaayı Avrupa'dan asırlar önce bulmuşken neden modern bilimi (Galileo tarzı fiziği) üretemedi? Joseph Needham buna "Çin'in bürokratik yapısı engel oldu" der. Fara ise soruyu tersine çeviriyor: Belki de Çin'in amacı doğayı matematiksel formüllerle "kontrol altına almak" değildi. Evrensel tek bir "bilim" yolu olduğu ve herkesin o yoldan gitmesi gerektiği fikri, sadece Batı'nın kendi kibridir. Çin "durmadı", sadece farklı bir yolda yürüdü. 2. İslam Biliminde "Gerileme" Miti: Genel kanı, İslam dünyasının Yunan bilimini bir süre "emanet" aldığı, ama 13. yüzyıldan sonra duraklayıp gerilediği yönündedir. Fara'ya göre bu kocaman bir yalan. İslam dünyasında bilimsel üretim durmadı; ancak öncelikler değişti (doğaya tahakküm yerine ruhsal yetkinleşme) ve ticaret yollarının (Amerika'nın keşfiyle) değişmesi gibi ekonomik sebeplerle kaynaklar azaldı. Yani mesele "kafa" değil, "kasa" ve konjonktürdü. 3. "Karanlık Çağ" Aslında Aydınlıktı: Avrupa’nın Orta Çağı’na "karanlık" deyip geçmek, o dönemdeki muazzam tarım devrimini, mimariyi ve zanaatkarlığı yok saymaktır. Bilimi sadece
Tarih
Devotio ve Evocatio
Antik Roma’nın savaş meydanlarındaki sarsılmaz hakimiyeti, sadece lejyonların çelik disiplinine değil, tanrılarla kan ve söz üzerine kurulu o dehşet verici pazarlıklarına dayanıyordu. Bu teolojik savaş sanatının en karanlık ve yüce tezahürü olan devotio, bir komutanın ordusunu mutlak bir yıkımdan kurtarmak adına kendi canını yeraltı tanrılarına (Tellus ve Manes) bir kurban olarak sunmasıydı. Toga katlamaları arasından başını örterek ölümü kucaklayan bir generalin, örneğin MÖ 340’ta Publius Decius Mus’un yaptığı gibi, atını intiharvari bir hırsla düşman saflarının kalbine sürmesi, Roma askerinde ilahi bir öfke uyandırırken düşman safında metafizik bir dehşet yaratırdı. Bu ritüel, Roma’nın "ya tam zafer ya tam feda" ilkesini sadece bir askerî strateji değil, her türlü insani korkuyu aşan kutsal bir hukuk sözleşmesi haline getiriyordu. Roma’nın genişlemesindeki diğer mistik silahı ise, bir şehri kılıçtan önce ruhuyla teslim almayı amaçlayan evocatio töreniydi. Bu ritüelde Romalılar, kuşatma altındaki düşman kentin tanrısına adeta bir "teolojik rüşvet" teklif ederek, onu kendi halkını terk edip Roma’da daha görkemli sunaklara ve sonsuz onura davet ederdi. MÖ 396’da Veii’yi kuşatan Camillus’un, kentin koruyucusu Tanrıça Juno’yu Roma’ya çağırmasıyla görüldüğü üzere; Roma, düşmanının göksel koruyucusunu çalarak onu ruhsal bir yetimliğe mahkum ederdi. Bu sayede Roma, fethettiği diyarları sadece toprak olarak değil, o toprakların ilahi gücünü de bünyesine katarak yutmuş ve panteonunu mağlup ettiği halkların tanrılarıyla inşa edilmiş bir imparatorluk tapınağına dönüştürmüştür. Antik Roma
1000k
Antik Roma'da Vesta Rahibeleri
Ocak ve aile tanrıçası Vesta’yı yeryüzünde temsil eden rahibeler, Roma’nın ebedi varlığının ve toplumsal düzeninin teminatı sayılan, hiç sönmemesi gereken kutsal ateşi korumakla görevliydiler. Bu ateşin sönmesi devlet için en büyük felaket kabul edilirken, tanrıçanın yeryüzündeki gölgesi olan rahibelerin mutlak bakireliği ise Roma’nın safiyetini simgeliyordu. Bu kutsal yemin bozulduğunda, toplumun üzerine çöken "kirliliği" temizlemek amacıyla sarsıcı bir arınma ritüeli uygulanırdı: İffetini kaybeden rahibe, kutsal kanı akıtılamayacağı için yerin altında hazırlanan, içinde bir mum ve bir miktar yiyecek bulunan dar bir odaya kapatılır ve üzerine toprak yığılarak diriyken mezara hapsedilirdi. Suç ortağı olan erkek ise Forum’da halkın gözü önünde kırbaçlanarak öldürülürdü. Bu trajik infaz biçimi, antik dünyanın en görkemli medeniyetlerinden birinin, kendi bekasını korumak adına kutsal saydığı değerleri nasıl acımasız birer cezalandırma aracına dönüştürdüğünü açıkça göstermektedir. Antik Roma
1000k
En tatlı şeyler ekşir kötü işler yaparak: Ottan çok daha fena kokar çürüyen zambak. William Shakespeare, 93. Sone
Şiir