Bu aşk denen şey, huzur değil felaket getiriyor. Hep başını derde sokuyor. Ne olursa olsun bir daha eski sen olamıyorsun. Sanki hiçbir şeyin tadı kalmıyor. Dünya her geçen dakika biraz daha ağırlaşıyor, biraz daha batmaya başlıyor. Hatta kurum gibi bir keder yağıyor sürekli ruhuna. Kurak toprak gibi içini kavuruyor..
Kitabın en güçlü yanı atmosferi bence. Hafif melankolik, sonbahar gibi hissi var... Özellikle geçmişe dönüp “başka türlü olabilir miydi?” hissini seven okurlarda etkisi uzun sürer gibi. Bazı cümleleri sanki bir roman değil de eski bir mektup okuyormuşsun gibi hissettiriyor.
Ama şunu da söylemek lazım:
Eğer biri Livaneli’den Serenad ya da Kardeşimin Hikâyesi kadar çarpıcı bir kurgu, tempo veya gizem bekliyorsa biraz “daha sakin” bulabilir. “Bekle Beni” daha çok duygu ve iç ses romanı gibi ilerlemiş.
Okulda hani dersi öğretmen sevdirir ve ders zor da olsa o dersi iple çekersin ya.. Livaneli benim için özeldir, o yüzden inceleme ve eleştiriler olumsuz da olsa romanları bana hep iyi gelir..