Ahmet Ümit ile tanışma kitabımdı. Ne yazar hakkında bilgim vardı ne de kitap hakkında yorum okumuştum. Kitap fuarında kapağı dikkatimi çektiği için aldığım bu kitap "bir iki bölüm okur yatarım" diyerek başladığım sayfalarda saatlerce kaybolduğum oldu. En başından beri beni içine çekti diyebilirim.
Hem dostluk, hem polisiye hem de Beyoğlu çok güzel anlatılmış. O yıllarda yaptığımız tek çılgınlık olan liseden kaçıp üniformalarla Beyoğlu'na sığındığımız o sokaklar 'o zamanki haliyle' çok iyi canlandı gözümde. Yenilen sakızlı muhallebi de fıstıklı çikolatanın da hala tadı damağımda.
Son 25 sayfa.. Neredeyse cümleleri atlaya atlaya, heyecanla okudum. Ne büyük bir ters köşe..
Dostluk, ihanet ve geçmişin gölgesi üzerine etkileyici bir roman.
Orhan Pamuk'la Masumiyet Müzesi ile tanıştığım için üzgünüm. Çünkü o kitaptan sonra uzun süre yazarın kalemine mesafeli durmuştum. Kırmızı Saçlı Kadın'ı da bu yüzden biraz çekinerek elime aldım.
Ama daha ilk sayfalardan itibaren fikrim değişti. Anlatım o kadar sade, betimlemeler o kadar güçlüydü ki özellikle "kuyu" bölümlerinde kendimi karakterlerle birlikte yerin metrelerce altında nefesimin daraldığını hissettim. Karanlığı, sessizliği ve giderek artan gerilimi adeta yaşadım. Son 60 sayfayı ise büyük bir merak ve kalp çarpıntısıyla, elimden bırakamadan okudum.
Kitabın en güçlü tarafı; kitap bittiğinde akılda cevaplar değil, sorular kalıyor :)
Kitabın en güçlü yanı atmosferi bence. Hafif melankolik, sonbahar gibi hissi var... Özellikle geçmişe dönüp “başka türlü olabilir miydi?” hissini seven okurlarda etkisi uzun sürer gibi. Bazı cümleleri sanki bir roman değil de eski bir mektup okuyormuşsun gibi hissettiriyor.
Ama şunu da söylemek lazım:
Eğer biri Livaneli’den Serenad ya da Kardeşimin Hikâyesi kadar çarpıcı bir kurgu, tempo veya gizem bekliyorsa biraz “daha sakin” bulabilir. “Bekle Beni” daha çok duygu ve iç ses romanı gibi ilerlemiş.
Okulda hani dersi öğretmen sevdirir ve ders zor da olsa o dersi iple çekersin ya.. Livaneli benim için özeldir, o yüzden inceleme ve eleştiriler olumsuz da olsa romanları bana hep iyi gelir..
Bazı kitaplar olay anlatır, bazıları insanın zihninin içinde dolaşır. Satranç ikinci grupta.
İncecik olmasına rağmen insanın üstüne ağırlık gibi çöküyor. Sayfalar ilerledikçe mesele satranç olmaktan çıkıp yalnızlık, takıntı ve insan zihninin sınırları hâline geliyor.
En etkileyici tarafı ise gerilimi bağırmadan hissettirmesi. Sessiz, soğuk ama rahatsız edici bir atmosferi var. Bitirdiğimde birkaç dakika kitabın kapağına bakıp kaldım. Öylece kalakalmam "ee, bu kadar mı yani?" Diyerek bitirdiğim içindi. Zweig gerçekten insan psikolojisini kelimelerle ince ince işliyor ve ben bunu çok seviyorum. Kısacık bir kitapla bu kadar yoğun his bırakabilmek büyük şey.
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,6bin okunma
Herkesin hayatında bir "Nazlıgül" yok ki boşa yaşadığını, herkesin hayatından öylece geçip gittiğini düşünen birinin hayatını kaleme alsın..
İyi ki vardın Mücella..