İlban

İlban
@uvercinka_
deriden bir asfaltta, düşe kalka.
gece sona ermeden, peruk takan birini mi öpmek gerek?
8/10
·116 syf.··
2025 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2025 21:49
Peruk Gibi Hüzünlü hakkında düşünmeye ta isminden başladım. Peruk bence hiç bir zaman hüzünlü olmaya yatkın bir nesne değildi, aksine bir çok insanın şamatasına da malzemedir. Ancak kitap bitince fark ettim ki artık peruklarda bir hüzün bulabilirim... Çok sevdiğim bir öykücü olmuştu Yalçın Tosun; Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler'i okuduğumda. Kendine has bir anlatım tarzı var yazarın. Hem hiç bir şeyi anlatıyor sanki hem de bir sürü şeyi. Etrafında dolanıp durduğu konular var; tecavüz, eşcinsellik gibi. Bu kitapta da aynı konular var fakat bence Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler'deki kadar sık karşımıza çıkmıyor. O açıdan bu kitaptaki öyküleri daha özgün bulduğumu söylemeyelim. Fakat bence Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler daha başarılı bir kitaptı. İçindeki öyküler sanki daha çok düşünülmüş, kurgulanmış da yazılmış gibi hissettiriyordu. Bu kitaba oranla daha azdı sevmediğim öyküler ya da. Tabi daha çok öyküye ev sahipliği yapıyor bu kitap, onun da etkisi olabilir. Demeden de geçmeyeyim, aynı zamanda Sait Faik Hikaye Armağanı'na sahip ki okurken bir kez bile düşündürtmedi beni, niye buna vermişler diye. Öyle sevdim yine. En sevdiğim öyküleri not düşmek istiyorum ve de. "Üç Kadınlı Şehir" öyküsünde İstanbul'un ağzından hikayeyi okumak çok hoşuma gitti. Öyküler zaten bende hemen İstanbul'a gitme isteği uyandırdı, öyle güzel anlatmış yazar öykülerin arka planında şehri. "Onat'ın Odası" öyküsünde ya yazar üniversite öğrencisiyken aynı sorularla boğuşmuş ya da bir akademisyen olarak öğrencilerini çok iyi gözlemliyor, bilemeyeceğim ama kendime sorduğum sorular, o üniversite hayatı dendiğinde gördüğüm ve duyduğum şeyler öyküde can bulmuştu adeta. O kadar nokta atışı anlatılırdı. "Üç Adamlı Zaman" öyküsü bence klasik bir Yalçın Tosun öyküsüydü. Bayıldım. "Ferda'nın
Edebiyat
Peruk Gibi HüzünlüYalçın Tosun · Yapı Kredi Yayınları · 20181,115 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kanatları Ölü Açıklığında
9/10
·96 syf.··
2024 16. kitabı
Deli Bal'dan sonra okuyunca ister istemez bir karşılaştırmaya giriştim Kanatları Ölü Açıklığında'yı. Ve kesinlikle daha çok sevdim içindeki öyküleri. Yazarın 2.kitabı olmasından mütevellit Deli Bal'dan daha yetkin bir dil kullanmış gibi geldi bana. Ve öykülerin birçoğu daha içimizden konulardan seçilmişti ilk kitabına oranla. Bu durum, daha çok hoşuma gitmesini sağladı öykülerin. Kıskançlıklar, çocuk olmak, eylemler, unutmak, Diyarbakır anneleri, İstanbul'un gözdelerinden Yılanlı Yalı, asker kaçakları, evsizler, çocuk gelinler gibi birçok konu... Hayalle gerçeğin girift anlatımında buluşmuştu. Çok severek okudum birçok öyküyü. En sevdiğim öyküler; "Düğün Gecesi", "İbrahim Dağı", "Saklambaç", "Kemikler" ve "Yılanlı Yalı Söylencesi" oldu. Gerçekten çok çok severek okuduğum öykülerdi her biri. "Kasap Havası", "Turunç" ve "Ten Rengi" öyküleri ise okumasam da olurmuş diye düşündürttü. Artık Pelin Buzluk kalemiyle iyi ki tanıştım dediğim ve yazdıklarını takip edeceğim yazarlardan biri.
Edebiyat
Kanatları Ölü AçıklığındaPelin Buzluk · Can Yayınları · 2012123 okunma
Deli Bal
8/10
·80 syf.··
2024 15. kitabı
Deli Bal, Pelin Buzluk ile tanışma kitabımdı. Kitabın adından ötürü delice öyküler okumayı bekliyordum. Bu delice öyküleri biraz daha Mine Söğüt tarzı hayal etmiştim, delice bir tarz deyince nedense daha çok Mine Söğüt, Gamze Arslan havası arar oluyorum fakat Pelin Buzluk da kendince, daha farklı bir delilik formu yakalamış öykülerinde. Mine Söğüt bence en büyük deliliğini dilinden geçiriyor okuyucuya, Gamze Arslan' sa tuhaf kurgularıyla. Pelin Buzluk öyküleri ise dili oldukça sade, kurgularıysa Arslan misali çetrefilli olmaktan ziyade atmosferi alışılmadık, kendine has olduğu için okuyucuya o deliliğini akıtabiliyor. Kitap on tane öyküden oluşuyor. Bilim kurgu esintisi olan öyküleri de mevcut. Dediğim gibi öykülerin atmosferi oldukça farklı. Üç öykü dışında kalan öyküleri fazlaca beğenmiş olsam da Alâmetler Kitabı'ndaki gibi kurgularda bir havada kalmışlık vardı yine. Bu da okuyucunun öyküleri tam tekmil beğenmesini gölgeliyor bana göre. Özellikle "2.9 Saniye", "Kafes", "Aynanın Sonu" ve "Gecenin Elyazısı" en sevdiğim; "Refüj" ve "Sürek" öyküleriyse hoşlanmadıklarımdan oldu. Son olarak eklemek istediğim şey de Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri kazanan şimdiye dek okuduğum üç yazarın da (Sema Kaygusuz, Pelin Buzluk ve Gamze Arslan) kâh farklı kurgular kâh tuhaf atmosferler ile jüri karşısına çıkarak ödüle sahip olduklarını görmemdi. Böylelikle edebiyata özgün kalemler kazandırıyor olması yarışmanın, gözümdeki değerini arttırdı.
Edebiyat
Deli BalPelin Buzluk · Can Yayınları · 2014366 okunma
Bir alâmeti bulunmayan Alâmetler Kitabı!
3/10
·139 syf.··
2024 9. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2024 18:33
Gaye Boralıoğlu'ndan fazlasıyla ümitliydim! Kitabın isminin ilgi çekici oluşu, arka kapağın mistik öyküler okuyacağım izlenimini yaratması beni oldukça heyecanlandırmıştı fakat sonuç hüsran! İlk eleştirmek istediğim nokta, yazarın dili. Kendimi ilköğretim düzeyi öykü yarışmalarında derece ile boy gösteren kişilerin öykülerini okur gibi hissettirdi. Demem o ki; gayet sıradan, onca birşeyler yazıp bastırmak için yayınevi kovalayan insanlardan farkı olduğuna okuru inandıran "alâmetlere" sahip değildi kitap. Sade bir dil kullanmak başkadır, yoldan geçenin yazacağı şekilde bir dil kullanmaksa bambaşkadır fikrimce. Sade bir dil kullanarak da çok güzel eserler veren, iyi bir kitabın dilden ibaret olmadığını bize gösteren yazarlara örnek de vermek istiyorum ki ne demeye çalıştığım anlaşılsın; Ahmet Büke, Ömür İklim Demir, Seray Şahiner gibi. Dil dışında değinmek istediğim bir diğer konuysa çok havada kalması birçok öykünün. Yazarın değinmek istediği noktalar var, belli. Ancak bunu o kadar üstü kapalı yapıyor ki bazı yerlerde, okurken vahiy almıyorsa okuyucu kesinlikle yazarın ne demek istediğini anlayacağını düşünmüyorum. Herşeyi açık açık anlatmak da edebiyat değildir ama yazarın yaptığı da edebiyat sayılabilir mi bilmiyorum. Tam; kurgusu farklı, ilgi çekici bir öykü karşımıza çıkıyor, bir sürü soru işareti oluyor okuyucuda kurguya dair lakin ardından bir bakmışım öykü bitmiş. Ve her seferinde böyle öykülerin tek dedirttiği "E o zaman ne gerek vardı böyle farklı kurgulara?" oluyor. Yazar altından kalkamamış anlaşılan. Son olarak eleştirmek istediğim noktaysa oldukça pasif karakterlerin olması. Kafaları çalışmayan, düşünmeyen, sorgulamayan, herşeyin tesadüfi sonlara bağlandığı hikâyeler. "O" kesimi eleştirmekse amaç amenna ancak bazı öyküler vardı ki eleştirmekten ziyade
Alâmetler KitabıGaye Boralıoğlu · İletişim Yayınları · 2021220 okunma