Gaye Boralıoğlu'ndan fazlasıyla ümitliydim! Kitabın isminin ilgi çekici oluşu, arka kapağın mistik öyküler okuyacağım izlenimini yaratması beni oldukça heyecanlandırmıştı fakat sonuç hüsran!
İlk eleştirmek istediğim nokta, yazarın dili. Kendimi ilköğretim düzeyi öykü yarışmalarında derece ile boy gösteren kişilerin öykülerini okur gibi hissettirdi. Demem o ki; gayet sıradan, onca birşeyler yazıp bastırmak için yayınevi kovalayan insanlardan farkı olduğuna okuru inandıran "alâmetlere" sahip değildi kitap. Sade bir dil kullanmak başkadır, yoldan geçenin yazacağı şekilde bir dil kullanmaksa bambaşkadır fikrimce. Sade bir dil kullanarak da çok güzel eserler veren, iyi bir kitabın dilden ibaret olmadığını bize gösteren yazarlara örnek de vermek istiyorum ki ne demeye çalıştığım anlaşılsın; Ahmet Büke, Ömür İklim Demir, Seray Şahiner gibi.
Dil dışında değinmek istediğim bir diğer konuysa çok havada kalması birçok öykünün. Yazarın değinmek istediği noktalar var, belli. Ancak bunu o kadar üstü kapalı yapıyor ki bazı yerlerde, okurken vahiy almıyorsa okuyucu kesinlikle yazarın ne demek istediğini anlayacağını düşünmüyorum. Herşeyi açık açık anlatmak da edebiyat değildir ama yazarın yaptığı da edebiyat sayılabilir mi bilmiyorum.
Tam; kurgusu farklı, ilgi çekici bir öykü karşımıza çıkıyor, bir sürü soru işareti oluyor okuyucuda kurguya dair lakin ardından bir bakmışım öykü bitmiş. Ve her seferinde böyle öykülerin tek dedirttiği "E o zaman ne gerek vardı böyle farklı kurgulara?" oluyor. Yazar altından kalkamamış anlaşılan.
Son olarak eleştirmek istediğim noktaysa oldukça pasif karakterlerin olması. Kafaları çalışmayan, düşünmeyen, sorgulamayan, herşeyin tesadüfi sonlara bağlandığı hikâyeler. "O" kesimi eleştirmekse amaç amenna ancak bazı öyküler vardı ki eleştirmekten ziyade