İ'lem Eyyühel-Aziz!
İnsanın havf(korku) ve muhabbeti( aşkı) halka teveccüh ettiği(yöneldiği) takdirde, havf bir bela, bir elem olur.
Muhabbet bir musibet gibi olur.
Zira o korktuğun adam, ya sana merhamet etmez veya senin istirhamlarını işitmez.
Muhabbet ettiğin şahıs da, ya seni tanımaz veya muhabbetine tenezzül etmez.
Binaenaleyh havfın ile muhabbetini dünya ve dünya insanlarından çevir.
Fâtır-ı Hakîme tevcih et ki, havfın Onun merhamet kucağına -çocuğun anne kucağına kaçtığı gibi- leziz bir tezellül olsun.
Muhabbetin de saadet-i ebediyeye vesile olsun.
Mesnevi-i Nuriye - 215
İşte ey nefis ve ey arkadaş!
İnsanın havfe ve muhabbete âlet olacak iki cihaz, fıtratında dercolunmuştur.
Alâküllihal o muhabbet ve havf, ya halka veya Hâlık'a müteveccih olacak.
Halbuki halktan havf ise, elîm bir beliyyedir.
Halka muhabbet dahi, belalı bir musibettir.
Çünki sen öylelerden korkarsın ki, sana merhamet etmez veya senin istirhamını kabul etmez.
Şu halde havf, elîm bir beladır.
Muhabbet ise, sevdiğin şey, ya seni tanımaz, Allah'a ısmarladık demeyip gider.
-Gençliğin ve malın gibi.- Ya muhabbetin için seni tahkir eder.
Görmüyor musun ki, mecazî aşklarda yüzde doksandokuzu, maşukundan şikayet eder.
Çünki Samed âyinesi olan bâtın-ı kalb ile sanem-misal dünyevî mahbublara perestiş etmek, o mahbubların nazarında sakîldir ve istiskal eder, reddeder.
Zira fıtrat, fıtrî ve lâyık olmayan şeyi reddeder, atar.
(Şehvanî sevmekler, bahsimizden hariçtir.)
Demek sevdiğin şeyler ya seni tanımıyor, ya seni tahkir ediyor, ya sana refakat etmiyor.
Senin rağmına müfarakat ediyor.