Sana yazmak zor.
Çünkü seni hatırlamak bile içimi acıtıyor.
18 yaş… Herkes için dönüm noktası derler. “Hayat başlıyor,” “gençliğin en güzel zamanı,” derler. Ama seninle geçen o yıl… Benim için sadece yorgunluk, mücadele ve sessizlikti.
O kadar çok şey üst üste geldi ki, hangisinden nefret ettiğimi seçemedim.
Sağlığım, ruhum, içim…
Hepsi tek tek bozuldu.
Kimse tam anlamadı.
Kimse tam görmedi.
Bir yandan hayatta kalmaya çalışıyordum, bir yandan insanlara güçlü görünmeye. Ama en çok kendime yalan söyledim.
“Geçecek” dedim.
Geçmedi.
“Dayan” dedim.
Kırıldım.
“Alışırsın” dedim.
Ama hiçbir şeye alışmak istemiyordum.
Bazı sabahlar uyanmak bile istemedim. İş hayatı dedikleri şey; bana emeğimin hiç sayıldığı, duygularımın yok sayıldığı yerdi. Sağlığım desen; bedenim bile artık beni taşıyamıyordu sanki. Kendime yabancılaştım, aynaya baktığımda tanıyamadım.
O yıl bittiğinde, sadece bir yaş daha büyümüş değildim. Bir parçam eksilmiş gibiydi.
Sana kırgınım.
Beni hiç kollamadığın için.
Hiçbir şeye hazır değilken, beni her şeyle yüzleştirdiğin için.
Sustum sustum sustum… Ama artık içimde tutmak istemiyorum.
Şimdi, geriye dönüp sana bir şey söyleme hakkım olsaydı…
“Hiçbir şeyi hak etmedin” derdim.
O kadar yük, o kadar acı senin sırtında olmamalıydı.