Gözlerini açtığında ıssız bir yolun ortasında buldu kendini. Her yanı çamura bulanmış, bütün vücudunu dayanılmaz bir ağrı kaplamıştı. Hareket edemedi. Zaten kalkıp yürüyecek gücü kendinde bulacak olsa bile, ne tarafa doğru gideceği hakkında hiçbir fikri yoktu. Öylece yattı bir süre. Hiç hareket etmeden. Üstü başı çamur içinde. Öylece kaldı. Belki bir ara uyuklamıştı, farkında değildi hiçbir şeyin. Uzaklara uzanan yola baktı göz kapaklarının ardından. Hiç ışık yoktu, ses yoktu, kimseler yoktu. Buraya nasıl geldiğini hatırlamak, nerede olduğunu anlamak istiyordu ama beyni sanki düşünme yetisini durdurmuş gibi, düşünmesine engel oluyor; kendini düşünmeye zorlayacak olsa dehşet bir ağrı çörekleniyordu alnının çizgilerine. Kıpırtısız, tek bir hücresi bile oynamadan öylece ne kadar kaldığını bilemedi. Sanki zaman durmuştu, ya da zaman kavramı tamamıyla yok olmuştu. Hiçliğin ortasında mıydı yine?
Alnına bir şeyin hızla çarptığını hissetti. Bir daha, bir daha, bir daha. Giderek artan ve hızlanan yağmur, sanki bütün kirliliğini yıkamak için dökülüyordu gökyüzünden. Yüzündeki bütün çamurun aktığını hissetti. Sanki yüzüne, bedenine düşen her damlayla zihni açılıyor, üzerinde hissettiği tuhaf ağırlık yavaş yavaş kalkıyordu. Yağmur dinene kadar hiçbir yere kıpırdamadı yine. Ama bu kez kıpırdamamayı kendisi düşünerek, bunu isteyerek öylece kaldı yerde.
Yağmur azalmaya başlayınca, yolun ilerisinde bir aydınlık fark etti. Artık kalkmalıydı, ağırlaşan kıyafetleriyle bu çamurlu yolda bir tarafa yürümeliydi. Ayaklarını hafifçe kıpırdattı, elleriyle yere tutunarak doğrulmaya çalıştı. Vücudunda hissettiği derin sızıyı duymazdan gelerek ayağa kalktı. Kemiklerinin arasına, hatta her bir hücresine sızmış bu ağrıdan anladığı kadarıyla burada uzun süredir yatıyor olmalıydı. Ama yine de emin