Aşka inanabilsen, onun gereklerini yerine getirebilsen mükemmel olur. Yalnızca bir ahmak, katıksız bir aptal becerebilir bunu. Bir tek o özgürdür derinliklere inmeye ve göklerde fink atmaya. Masumiyeti, korumaya alır onu. Kendisi korunma isteğinde bulunmaz.
Umutsuz bir aşk çökmüşse gönlüne sabahın üçünde, özellikle onun orada, yerinde olmadığı kuşkusuna kapıldığında telefon etmeyi gururuna yediremiyorsan, ister istemez içe dönüp kendinle baş başa kalırsın; o anda akrep gibi sokarsın kendini ya da hiçbir zaman postalamayacağın mektuplar yazarsın ona, ya da odanda volta atarsın, hem küfür hem dua edersin, sarhoş olursun, ya da kendini öldürecekmiş gibi davranırsın.
Adı Özlem, bir görsen, ballı kaymak, bizim Reyhan Hanım'ın kızı, okumuş, güler yüzlü. Ha oğlum, bir baksan.
Neye baksam?
Fotoğraf gösteriyor Sakine Hanım. Resimdeki kız güzel. Saçları uzun, kumral. Gözleri pırıl pırıl. Kalbi daralıyor Ayhan'ın. Bu kız bizi sevmez. Biz de onu sevmeyiz ama onun bizi sevmediği gibi değil. O beğenmez de sevmez. Biz beğenmezlik etmeyiz de sevmeyiz. O bakar göremez. Biz bakarız, bir şey yok ki görülecek daha bizi bile görmüyor deriz.
Biz zamanı bizim sanıyorduk bir zamanlar. Nasıl olsa bizimdi, ne geç vardı ne erken. Hep içindeydik. Ama beklemiyor muyduk? Bekliyor idiysek gelecek vardı. Gelecek varsa geç de vardır, erken de vardır. Yok mudur yoksa?