Feyza

Ankara'da Bir An
10/10
·298 syf.·
2019 7. kitabı
Kızılay. Ankara'nın tam ortasında kalabalık bir meydan. Bir sürü insan, birbirinin hikâyesinden habersiz, öylece geçip gider her gün bu meydandan. Hepsinde ayrı telaş, hepsinin yüzünde binbir ifade... Kim nereye yetişiyor, kim nereden geliyor, kim yalancı, kim aldatılmış, kim üzülmüş, kim gülmeyi severmiş, kim hayatına sövermiş... Bilmeden geçip gidiyor herbiri, her gün. Sevgi Soysal, yıllardır her sokağa çıkışımda karşılaştığım her insanda aradığım, merak ettiğim hikâyeler üzerine bir hikâye anlatmış. Birbirine bir şekilde, basit ya da girift, bir şekilde dokunmuş, birbirinin hayatında bir anlığına var olmuş insanların hikâyelerini, birbirlerine karıştıkları anlardan kırarak, katman katman hikâyeleri soyarak önümüze dökmüş. Bir sürü karaktere hayat, hikâye vermiş, bir de üstüne ilmek ilmek işlenmiş bir düzen eleştirisi yapmış. Bir de bu düzeni bir kavak imgesine, kuruyup devrilecek bir kavağın imgesine oturtmuş. Hayran olmamak, etkilenmemek mümkün değil. Hayatlarından asla memnun olmayan insanların biraraya geldiği, hayat bulduğu bir kitap. İlk sayfalarında "Noluyoruz yahu, sürekli yeni bir hikâye?" diyerek hadsizlik ettiğimi ve en sonunda bunu kendi alıklığıma verdiğimi itiraf etmeliyim. Oysa yazar "Yeni Şehirde Bir Öğle Vakti" derken spoileri vermiş, ben sana bir sürü karakterin bir öğle vakti Ankara'da ne yaptıklarını anlatacağım demiş. Geç de olsa bu büyük resmi gördüğümde yazarın yapmaya çalıştığı şeyi öyle sevdim ki. Yıllardır kafamda döndürüp durduğum bir şeyi benden önce ve öyle de ustalıkla birinin anlatması beni öyle heyecanlandırdı ki, kitabı elimden bırakıp başka bir şey yapamadım bütün gün. Hatta bitirdiğimde "Bir kitap yazmak istesem, böyle bir kitap olsun isterdim" bile dedim. Dedim bunu. Ankara'ya artık başka bir gözle bakacağım. Belki Kızılay'da
Edebiyat
Yenişehir'de Bir Öğle VaktiSevgi Soysal · Bilgi Yayınevi · 19732,974 okunma
Reklam
Pedro Páramo ile Kısa bir Yolculuk
8/10
·100 syf.·
2019 2. kitabı
Aslında kitapları incelemekten çok, onlarla olan yolculuğumu, bu yolculuk esnasında bana hissettirdiklerini yazmayı severim. O yüzden bu bir inceleme midir, yoksa bir iç dökme midir, yazının sonunda buyursun okuyucu karar versin. Pedro Paramo ile tanışmamız çok ani oldu esasen. Gece saat 3; aylar önce kapattığım biricik twitterımın yerine öylesine bir hesap açmam ve açar açmaz "ay iyi ki kapatmışım" deyip onu da kapatmamdan birkaç saniye önceydi. -Buralar biraz karışık, sosyal medya ile kavgası büyük olanlardanım kısaca- "Her iç çekiş yitirilen bir yudum yaşamdır." -Pedro Paramo Twitter camiasından sonsuza kadar silinmeden evvel bu alıntıyı içeren bir ileti görmemle başladı her şey. Öyle içime oturdu ki "Bu kitabı okumalıyım!" dedim ve ertesi gün kısa bir kitap olmasına biraz sevinerek -zaten uzun bir kitap daha okuyorum bir yandan da çünkü- hemen kitabı okumaya başladım. Bu başlangıç kısmındaki tuhaf tevafuk, kitabın tuhaflığıyla daha da ilginçleşti. Kitap tuhaftı, alışkın olmadığım bir kurgusu ve anlatımı vardı. Ölüler ile hayatta olanların birbirine karıştığı, anlatıcıların paragraftan paragrafa atladığı, geçmiş ile şimdi arasında gidip gelen adetâ bir anlatı şovu. Şov diyorum çünkü yazar yeteneklerini ortaya dökerek gerçek bir şov yapmış. Kurguya mı kapılmalı yoksa anlatıcıdan anlatıcıya atlayan dilini mi daha çok övmeli diye düşünüp durdum kitap boyunca. Beni böyle ansızın bulan kitaplar için bir ön araştırma yapmak pek adetim değildir, kitaba dair beklentilerimi yükselttiğine inandığımdan. Fakat henüz ilk sayfalarını okurken sevgili İclâl Marquez'in bu kitaptan fazlasıyla etkilendiğini söylediğinde cevabım şuydu: " Ben de niye bana bu kadar Marquez'i hatırlattı bu kitap diyordum!" Gerçi ben sebebinin hikâyenin Meksika'da geçiyor olması olduğunu düşünüp
Edebiyat
Pedro PáramoJuan Rulfo · Yapı Kredi Yayınları · 20052,276 okunma