Bazen seraplarla yüklü uzakların derinliklerinde muhteşem renk geçişleriyle bir kaç dağ beliriyordu. Kuşkusuz gemiye yön verenler, uzaklığa ve boşluğa rağmen, dünyanın uzak yollarında ebediyen işaret noktası olacak olan kıtaların bu çıkıntılı tepelerine aşinaydılar. Fakat eğer gabyacı iseniz, bitmek bilmeyen enginler üzerinde mesafelerden ve ölçülerden bihaber, hiçbir şey bilmeden bir nesne gibi sürüklenerek yol alırsınız.
Holü geçti. Açık bir pencereden temiz hava geliyordu. Chance ağır camlı kapıyı itti ve bahçeye çıktı. Yeni sürgünlerle yüklü dallar dikiliyor, minik tomurcuklar taşıyan cılız saplar gökyüzüne yükseliyordu. Bahçe sakin, hâlâ dinlenmeye çekilmiş uzanıyordu. Bulut parçaları geçiyor, parıltısı canlanan bir ay bırakıyordu geriye. Zaman zaman ince dallar hışırdıyor ve su damlacıklarını hafifçe sallıyordu. Bir meltem sık ağaçları kavradı ve nemli yaprak örtüsünün altına kaydı. Hiçbir düşünce geçmiyordu Chance’ın kafasından. Huzur dolduruyordu içini.