📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Elektriğin icadından önce yazılan eserleri mum ışığında okumanın esprisini yapardık. Gereksiz bir antikalık gibi gelebilir kulağa, fakat bir yağlıboya resme mum ışığında baktığınızda, ne kadar iyi aydınlatılırsa aydınlatılsın, resmin normalde olduğundan çok daha farklı bir hâl aldığını görürsünüz. Pigmentlerden yansıyan ışıkla, yağla ve resmin bulunduğu odayla bir ilgisi olmasa da baktığınız tablonun yeni bir tabloya dönüştüğünü, gölgelerin hayat bulduğunu söyleyebilirim. Boşluklar genişler ve kişi ortaya çıkan bu yeni boyutun içine girer.
Fakat sıradışı bir durum olduğunda insanlar her zaman bir şeyler uydururlar ve o saatten sonra neyin gerçek neyin kurgu olduğunu bilmek tam anlamıyla mümkün değildir artık.
Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur. Kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğimiz bir anın tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana.
Kitap uzunca bir durgunluğun ardından, kıpırdanmaya başlayan dünya siyaset sahnesinin, gizemli zamanlarında kaleme alınıyor. Bir polisiye roman görüntüsünün altında, derin politik ve sosyolojik göndermelerin bolca bulunduğu bu eserde, bir çok ‘izm’ akımı hissettirilmeden irdeleniyor Conrad tarafından. Temposu düşük fakat dönem şartlarının iyi kavranabileceği bir garip eser ‘Casus’. Zincirleme reaksiyonun, insan hayatındaki yıkımına da hüzünlü bir örnek.
Marquez’in, Kırmızı Pazartesi adlı eserinde geçen o meşhur cümlesini;
(‘Bana bir ön yargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.’) çağrıştıran ve Conrad’ın Casus’unda Profesör tarafından dile getirilen şu cümleyle tamamlamak gerek sanırım bu incelemeyi;
Çılgınlık ve umutsuzluk ha! Ben bu ikisini kaldıraç olarak kullanayım, dünyayı yerinden oynatırım..
Belki de Marquez, Kırmızı Pazartesi eserinin ilhamını, Joseph Conrad’dan almıştı..