Siyasi Tarih
Puan vermedi·192 syf.··
2026 19. kitabı
Feodalizmden kapitalizme geçiş süreci, İngiliz Sanayi Devrimiyle başladı. Sanayi Devrimi, anlık bir olay değil, kimilerine göre yüz yıldan uzun süren, en yoğun dönemi 1760 ile 1830 yılları arasında yaşanan bir süreçti. Bu süreçte, öncelikle, tarım dışı üretimin teknik temeli değişti. Makine üreten makineler ortaya çıkarken, zanaatçıların atölyelerinin yerini büyük sanayi işletmeleri (fabrikalar) aldı. Büyük ölçekli üretimin ortaya çıkması ve gelişmesi, iki yeni sınıfın varlığını gerektiriyordu: Üretim araçlarına (makinelere, aletlere, fabrika binalarına, hammaddelere vb.) sahip sermaye sahipleri (sanayi burjuvazisi) ve fabrikalarda çalışacak işçiler (proletarya). Feodalizm döneminde, temel sömürü biçimi, emekçilerin ürettiklerine zor yoluyla el koyulmasıydı. Emekçilerin bazıları köle ya da serf olarak çalıştırılırken, bazıları da neyi nasıl üreteceklerine kendileri karar veriyor, ama ürettiklerinin önemli bir bölümü ellerinden alınıyordu. Dünyanın pek çok ülkesinde, köylüler, toprakla birlikte alınıp satılıyordu. Köylülerin ürettiklerinin önemli bir bölümüne el koyan ve bu arada her tür işlerini onlara yaptıran toprak sahipleri sınıfı (toprak ağaları, beyler, aşiret reisleri, aristokratlar, feodal sınıf), tam da bu nedenle, teknik ilerlemelerle pek fazla ilgilenmiyordu. Yine bu dönemde, usta-kalfa-çırak düzeniyle çalışan zanaatçılar da, küçük ölçekli üretimin dar sınırları içinde, kendi ayrıcalıklarını korumaya çalışıyordu. Zanaatçıların "lonca" türü örgütlerinin amacı, teknik ilerleme sağlamaktan çok, kendi üretim alanlarına "izinsiz" girişleri önlemekti. Feodalizm döneminin zengin ve güçlü tüccarları ise, dünyanın her yanındaki üreticilerden ucuza mal alıp yüksek fiyatlarla satabildikleri için, kendi ülkelerindeki teknik ilerlemeleri ve sınai üretimin gelişmesini çok
Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’iKarl Marx · Yordam Kitap · 2016231 okunma
Tüketim Bataklığında Çırpınan İnsanoğlu
10/10
·256 syf.··
2025 539. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 29 Temmuz 2025 16:01
Dünya üzerindeki yaşadığımız bu yüzyıla ya da çağa belli başlı,etkili ve yücelten isimlerle sürekli seslenilir ve öyle olduğu ifade edilerek insanoğlu manipüle edilerek benimsedilir.Bilişim Çağı,Bilgi Çağı,Uzay Çağı,İletişim Çağı, bu isimleri muhakkak bir yerde okumuş,duymuş olabiliriz ve sık sık karşımıza çıkarlar.iş yerlerinden yorgun ve stresli çıkan insanların kendini BilişimÇağında yaşadığını anımsaması duygularını ve düşüncelerini okşayarak kendilerini iyi,mutlu ve güçlü hissederek bu ağır misyonu dünyayı sırtında taşıyan Atlas gibi sırtlanırlar.Bu korkunç kabuslarını görmeye devam ederek yaşamaya kendilerini ikna ederler.Bilişim,bilgi,iletişin ve uzay,her ne kadar hayatımızın bir parçası olsalarda aslında hayatlarımızda ki tüketimimizin devamlılığını sağlamak,kolaylaştırmak,tüketim işlemlerimizi sorumsuz gerçekleşmesini sağlayarak kayıt altında tutmak ve bir bilgi havuzu oluşturarak neyi tüketmek istediğimizi,tüketim nesnelerini yenilemek,yen tüketim nesneleri ortaya çıkarmak.Eğer çağımıza bir isim vererek kendimizi anlamlandırarak ifade etmemiz hayati ve yaşamsal bir zorunluluk ise nacizane fikrimce çağımıza Tüketim Toplumu Çağı ismimin daha çok yakışacağını düşünüyorum.Çünkü yaşadığımız yerlerde evlerimizden dışarıya adımlarımızı attığımız anda,yurt içinde yurt dışı seyahat ve tatillerimizde tek yaptığımız şey tüketmekdir,henüz mümkün değil ama gelecekte mümkün olduğunda gezegenimizden gezegenler arası tatil ve seyahatlermizdede tüketeceğiz.İhtiyacımız olup olmadığını düşünemeden,ekonomik durumumuzu kontrol etmeden bir görevi yerine getirir gibi büyük arzu duyarak istemsizce tükederek mutlu olmaya capalarız.Hayatlarımızın bir parçası ve yaşamlarımızın kendisi olur,varoluşumuzu düşüncelerimiz belirlemez tükettiğimiz nesneler belirler.Jean Baudrillard şöyle
Felsefe
Tüketim ToplumuJean Baudrillard · Ayrıntı Yayınları · 20211,312 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Nietzsche’nin Çiftliği
Puan vermedi·152 syf.··
2020 3. kitabı
kitap hakkında diyeceğim bir sürü şey var fakat bugün Niçe ile bağlamak istedim. . Nietzsche’nin güç istenci kavramına göre her türlü organizmanın hareketinin altında güç isteği bulunmaktadır. Kendisinin şu an olduğundan daha fazla olması için çabalamak olarak da tanımlanabilen güç istenci, yaşayan her varlığın eylemlerinin asıl ereğidir. Canlılar arasındaki ilişkinin temelini oluşturan bu düşünceyi Nietzsche şu sözleriyle açıklar: “Nerede bir canlı gördümse, orada kudret iradesi gördüm. Uşağın iradesinde bile efendi olma iradesi gördüm. Tek hazdır bu canlının vazgeçmek istemeyeceği.”. İlgili alanda güç; “insanların, başka insanları emirleri ve istekleri doğrultusunda etkileme yeteneği” olarak tanımlanmaktadır. Gücü elinde bulunduran yöneticilerin astlarına karşı sergiledikleri davranışların şiddeti, ast ve üst arasındaki hiyerarşinin keskinliği, merkeziyetçi yapının sahip olduğu yetkilerin çokluğu yüksek güç mesafesi bulunduğunu göstermektedir. Yüksek güç mesafesinin bulunduğu örgütlerde adaletsizlik ve eşitsizlik örgütün temel problemi olmaktadır. Astlar üstleriyle rahat iletişim kuramamakta ve genellikle iletişim tek yönlü olarak süregelmektedir. Güç mesafesinin yüksek olduğu örgütlerin bir başka özelliği ise gelirin dağılımındaki eşitsizlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim “Hayvan Çiftliği” romanında da domuzlar ve diğer hayvanlar arasındaki eşitsizlik oldukça belirgindir. Napoleon’un emirlerini diğer hayvanlara doğrudan iletme ihtiyacı dahi hissetmemesi, kararları tek başına vermesi, domuzların elde ettikleri ayrıcalıklar çiftlikte bulunan yüksek güç mesafesini gözler önüne sermektedir. Nietzsche tarafından Efendi-Köle Ahlakı olarak kavramlaştırılan bu
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,9bin okunma