İki kişi karşılaşıp, birbirlerinden hoşlandıkları zaman adını anımsayamadığım minik hormonlar salgılarlarmış, bu hormonlar burundan girip beyne kadar çıkar ve orada gizli bir kıvrımda aşk fırtınasını başlatırlarmış.
Bu kitap ne sadece sanat içerikli, ne sadece felsefik, ne sadece politik, ne de sosyolojik... Ne hepsinin karışımı, ne de bunların hiçbiri.
Yine de dar bir kalıba ve tanıma sokmaya çalışırsam;
bu kitap, imgelerin ortaya çıkışından bu yana aslında her davranışın, her reklamın, her yönelimin arkasında yatan sebepleri açığa çıkartmayı amaçlamış.
Çoğunluk; eski yağlıboya resimlerden, reklamlardan ibaret sanar imgelem yetisinin tesirini. Fakat iş, bulunduğumuz teknoloji ve sosyal medya çağından dolayı bunun tamamı ile tersidir. İmge belki de her şeydir. Reklamlardan çekinilen fotoğraflara, haberlerin yayınlanma biçiminden salt insan tavırlarına, cinsiyet kavramlarına kadar her şeyin sorumlusunun imgeler olduğunu gösteren bu eserin en azından bir iki kez okunması, konusu üstüne kafa yorulması, ufukların biraz olsun zorlanması taraftarıyım.
Çok acı çekmiştim. İçimde ölmeyen hiçbir nokta kalmamıştı, yangından sonra kömürleşmiş bir kır gibiydim. Yağmurla, güneşle, havayla, altta kalan o pek az canlı doku yavaş yavaş yeşerecek bir enerji bulabilirdi.
Her zaman yapılan yanlış nedir, bilir misin? Yaşamın değişmez olduğunu sanmak, trenin ray değiştirmeden sonsuza kadar gideceğini düşünmektir.
Artık çıkış yolunun kalmadığını sandığın bir durumda umutsuzluğun zirveye vardığında, rüzgar hızıyla her şey değişir, altüst olur ve bir andan ötekine geçerken kendini yeni bir yaşantının içinde bulursun.