Bir kadının yüreğine oturan acıları daha nasıl tarif edebilirdi diye düşündüm. Melisa Kesmez'in kalemi, bu acıların tarifini öyle etkileyici bir şekilde yapıyor ki, kitabı okurken hangi sayfasında ciğerimi unuttuğumu bile hatırlamıyorum. Kitap, sadece acı ve çaresizlik değil, aynı zamanda insanın en derin duygusal çıkmazlarını da mükemmel bir şekilde yansıtıyor. “Ortak acılar insanları birbirine bağlar” diye bir cümle kaldı aklımda. Belki de bu yüzden, her sayfada bir tanıdıklık hissi oluştu bende. Kitap her geçişinde, “Acaba bu sefer hangi acımızı yakalayacak, bizi hangi yaramızdan tutup ketenpereye getirecek?” diye pusuda bekledim. Melisa Kesmez’in anlatımı o kadar etkileyici ki, mutlu anları bile dram olarak hissediyorsunuz.
Bu kötü bir eleştiri değil, aksine, kitabı bir solukta bitirmemi sağlayan derin bir takdirin ifadesi.
“Nohut Oda”, mekânın hunharca talan edildiği, aidiyetin zorlaştığı, kolektif ve bireysel belleğimizin silindiği bir dönemde, yerleşmenin ve kök salmanın insaniyeti üzerine yazılmış öyküler.
Bazen, okuduğum bazı kitaplar hep o zamana ait olur. Ne yaşıyorsam, onu okuyormuş gibi hissediyorum. Bu, kimi zaman bir itiraf, kimi zaman ise bir yüzleşme olur. Bu kitapta hissettiğim şey tam anlamıyla kendime bile söyleyemediklerimle yüzleşmekti. Bir yere ait olmanın huzurunu ve kök salmanın güvenini kaybetmenin ne demek olduğunu derinden hissettim.
Melisa Kesmez, telaşsız, dupduru bir dil kullanarak bu duyguları anlatıyor. Gözünün içine sokmadan, ama kayıtsız da kalmadan, insanın iç dünyasına dokunuyor. Betimlemeleri, gözlem gücü ve naifliğiyle okuru derinden etkiliyor.
Kitap, “Kalanlar” öyküsüyle başlıyor. Burada, bize kalanların ruhunda gidenlerin açtığı boşluklar ve doldurulamayan tarafları anlatılıyor. “Gitmek mi zor, kalmak mı?” sorusu üzerine