Tıklım tıklım trenler ve otellerde, bunaltıcı ve sırnaşık bir müziğin çaldığı hınca hınç kafeteryalarda, zarif ve lüks kentlerin barları ve varyetelerinde, dünyayı gezen sergilerde, geçit törenlerinde, bilgiye susamış kimseler için düzenlenen konferanslarda ve kocaman statlarda insanların aradığı nasıl bir haz, nasıl bir neşedir, aklım almıyor bir türlü. İstesem ulaşabileceğim, benim dışımda binlerce kişinin ele geçirmek için itişip kakıştığı, uğraşıp didindiği bu neşe ve sevinçleri anlamam ve paylaşmam olanaksız.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Amaçlarından hiçbirini paylaşmadığım, sevinçlerinden hiçbiri bana bir şey söylemeyen bir dünyanın ortasında bir bozkurdu ve Sefil bir münevzi olmayıp ne yapacaktım...
Ruhum güçlü duyguları, güçlü heyecanları yaşamaya yönelik şiddetli bir istekle yanıp tutuşuyor, gönlüm bu renksiz, sığ, belli normlara uydurulup sterilize edilmiş yaşama Ateş püskürüyor...
Ne yazacağını çok iyi bilip de nereden başlayacağını bilemediğim bir andayım. Sırf bu sebepten ötürü sustuğum o kadar çok an var ki… Derin bir çekişle yuttuğum, içime gömdüğüm o kadar çok söz var ki; ondandır şimdi ağzımdan tek bir cümlenin dahi çıkmayışı.
İçimde, derinlerde sıkışıp kalmış o uzak duyguların hasretiyle yanıp tutuşuyorum. Sanki her biri bana ait ama bir o kadar da benden uzak… Ve biliyorum, içimde büyüttüğüm bu duyguyu tutup gün yüzüne çıkarsam bile, açtığı boşluk hiçbir zaman kapanmayacak.
Kendi içimde bile yerimi bulamıyorum artık.
Kendini kaybetmiş birinin,
yokluğun içinde kendine rastlaması gibi bu…
çökmüş bir ruhun kendi gerçeğiyle çarpışması.
Ne söylenir böyle bir anda, ne avutur insanı?
Hangi cümle, hangi kelime yeter ki…
Belki de ihtiyaç yoktur sözlere.
sözleri kenara bırakın.
beni de geride bıraktığınız o anların arasına...
Veysel Can K.