^^ Asıl cihad, nefsle yapılan cihaddır, yani günah işlememektir. Günah ateştir. Bu ateşten, önce kendimizi kurtarmaya çalışmalıyız. O zaman çok faydalı bir insan oluruz ve ancak o zaman bizim ağzımızdan çıkan her kelime insanların kurtulmasına vesile olur. Bazı insanlar, vaaz kürsüsüne çıkınca, çok şey anlatır. Fakat anlatılanlar dinleyenlerin kalbine tesir etmez. Kapıdan çıkan birine, vaizin ne anlattığı sorulsa, anlatılanlar hoşuna gitmiş olsa bile, ne anlatıldığını bir türlü tam olarak hatırlayamaz. Çünkü anlatan kişi, başkalarına (Şunu yapın, şunu yapmayın!) der, fakat kendisi buna uymaz. Kur’an-ı kerimde mealen, (İnsanları iyiliğe teşvik edip de kendinizi unutuyor musunuz? Niçin kendi yapmadıklarınızı başkalarına söylersiniz) buyuruluyor. Onun için büyüklerimiz, az konuşmuşlardır. Ama bir defa konuşunca da, yaptıkları nasihat, mermere kazınır gibi insanın ciğerine yazılır, asla unutulmaz. Neden büyüklerimizin kitaplarını okuyanlar, Allah’a dönüyor, namaza başlıyor, günahları bırakıyor? Çünkü onu yazan, önce onu kendisi yapıyor.
Din İslam
Her ders iki saat vaaz verir gibi eğitim sisteminin çöküşünü anlatan hocaların eğitim sistemini nasıl çöktürdüklerine şahit oluyorum.
Reklam
Hacı Bayram-ı Veli bir müddet Edirnede kaldı. Hem hünkârla sohbetler etti, hem de Edirne Eski Camii'nde halka vaaz ve nasihatte bulundu. Halkın büyük teveccühünü kazandı. Ankara'ya dönmek istediğinde padişah ısrarlı bir şekilde Edirne'de kalmasını rica etti. Fakat büyük veli dönmeye kararlıydı. Padişah veda etmeye gelen Hacı Bayram-ı Veli ye büyük bir arzusu olduğunu ve bu konuda himmet ve duasını istediğini bildirdi. Hacı Bayram-ı Veli'nin buyurun hünkârım can baş üstüne demesi üzerine padişah: "Allahü tâlânın izniyle, evliyanın himmet ve bereketleriyle İstanbul'u almak istiyorum. Rahmetli dedem Yıldırım Bayezid Han bu işe girişti. Fakat bir netice elde edemedi. Devlet-i Al-i Osman'ın topraklarının ortasında bir Bizans Devletinin olmasına hiç gönlüm razı değil. Sevgili Peygamberimizin de fethini müjdelediği bu İstanbul bize lâzım. Bunu almak için de himmetinizi, yardımınızı bekliyorum. “II. Murad Han bu sözleri söylerken, Hacı Bayram-ı Veli derin bir tefekküre dalmış, onu dinliyordu.” Sultanın sözü bittikten bir süre sonra şöyle konuştu: "Sultanım! Bu şehrin alınışını görmek ne size, ne de bize nasip olacak. İstanbul'u almak, şu beşikte yatan Muham-mede (Fatih Sultan Mehmed Han) ve onun hocası, bizim Köse Akşemseddine nasip olsa gerektir." müjdesini verdi. Sonra geleceğin Fatih'ini kucağına aldı. Onun gözlerine bakarak, uzun uzun teveccühlerde bulundu. Bazı yazarlar ise, bu sırada henüz Mehmed'in doğmadığını ve doğacak olan çocuğuna müjdelediğini belirtirler. Sultan Murad Han, bu müjdeye çok sevindi. Artık onun bir işi de geleceğin Fatih'ini yetiştirmek olacaktı. İstanbul ve Feth-i Mübîn
Yazarın Yazdığını Yap, Yaptığını Yapma
Hüseyin Rahmi Gürpınar diyor ki ''Kendisi ahlakın en aşağı derecesinde bocalayan bir adam aleme ahlak dersi vermek için nasıl kitap yazabilir?'' Cevap veriyorum Toplumlar, doğaları gereği ahlaki vaazlara, erdemli sözlere ve kendilerini doğru yola sevk edecek bilgelere açtır. Ahlakı en aşağı derecede bocalayan bir adam, bu pazarın büyüklüğünü ve kitlelerin neyi satın almak istediğini çok iyi bilir. Yazdığı kitap, onun için bir inancın değil, itibar, güç, para veya toplumsal kabul devşirme stratejisinin ürünüdür. Maskesi ne kadar parlaksa, arkasındaki çamur o kadar gizli kalır Örnekleri Jean-Jacques Rousseau (1712–1778) Aydınlanma çağının en önemli düşünürlerinden biridir. Modern pedagojinin (çocuk eğitiminin) temeli sayılan, bir çocuğun nasıl ideal, erdemli ve özgür bir birey olarak yetiştirilmesi gerektiğini anlatan "Emile" adlı başyapıtı yazmıştır. Toplumsal sözleşme ve ahlak üzerine ciltlerce vaaz vermiştir. Çelişkisi: Rousseau, hayat arkadaşı Thérèse le Vasseur’den doğan beş çocuğunun beşini de doğar doğmaz yetimhaneye (buluntu çocuk evine) terk etmiştir. O dönemde bu yetimhanelere bırakılan çocukların çok büyük bir kısmı açlıktan ve hastalıktan ölüyordu. Kendisine yöneltilen eleştirilere ise "Onlara bakacak param ve vaktim yoktu, devlet benden daha iyi eğitir" diyerek pişkin bir savunma yapmıştır. Çocuk eğitiminin kitabını yazan adam, kendi çocuklarını ölüme terk etmiştir. Arthur Schopenhauer (1788–1860) Kelimelerin tam anlamıyla bir "ahlak ve bilgece yaşam" rehberi olan "Hayatın Anlamı" ve "Mutlu Olma Sanatı" gibi eserlerin yazarıdır. Felsefesinde bencillikten arınmayı, diğer canlılara karşı derin bir merhamet duymayı (şefkat ahlakı) ve nefsin arzularını dizginlemeyi öğütler. Çelişkisi: Pratik hayatında Schopenhauer, merhametten uzak, kibirli ve
Kitlelerin Dehası...
Ortalama insanda Herhangi bir günde herhangi bir orduya yetecek kadar ihanet, nefret, şiddet ve saçmalık vardır. VE Cinayet konusunda En Becerikliler Cinayet Karşıtı vaaz verenlerdir VE Nefreti En İyi Becerenler Sevmeyi Vaaz Edenlerdir VE-SON OLARAK- SAVAŞI EN İYİ BECERENLER BARIŞ VAAZI VERENLERDİR Tanrıyı Vaaz Edenlerin Tanrıya İhtiyacı Var Barış Vaaz Edenlerin Huzuru Yok SEVGİYİ VAAZ EDENLER SEVGİSİZDİR VAAZ VERENLERDEN SAKININ Bilmişlerden Sakıının. DURMADAN KİTAP OKUYANLARDAN Sakının Yoksulluktan Nefret Edenlerden Ya da Gurur Duyanlardan Sakının Övgü Göstermekte Hızlı Davrananlardan SAKININ Karşılığında ÖVGÜ Beklerler Sansürlemekte Hızlı Davrananlardan Sakının Bilmedikleri Şeylerden
kadının zayıf ve günahkar olduğunu savunmasına karşın kiliseye karşı gelip kadınlara özel manastır kurmayı başaran, erkek din adamlarının kilise işlerini ciddiye almadığına dair vaaz veren, yaşadığı mistik deneyimleri erkek din görevlileri tarafından önemsenmeyen rahibe, yazar, besteci, alfabe mucidi, filozof, hezârfen bingenli hildegard...
Din
Reklam
Reklam