delilik insanı yaşatır derler. en azından akıl acı çekmez;uyur, ölü gibi yaşar.
•tanrım! hapishane ne kadar utanç verici bir şey! her şeyi kirleten bir zehir var orada. her şey soluyor, hatta şu on beş yaşındaki kızın şarkısı bile! orada bir kuş buluyorsunuz, kanadında çamur var; güzel bir çiçek
alıyorsunuz elinize, kokluyorsunuz onu: pis kokuyor.
•…giriş vergisinin ödendiği yerde,araba birkaç dakikalığına durdu. kentin gümrükçüleri arabayı denetledi. eğer arabada kasaba götürülen bir koyun ya da sığır olsaydı, vergi ödemek gerekirdi. fakat insan kellesi için vergi alınmıyordu. geçtik.•
•saat biri çeyrek geçiyor. işte şu anda duyumsadıklarım: şiddetli baş ağrısı, bağrım buz gibi, alnım ateş gibi. ayağa kalktığım ya da yere eğildiğim zaman, beynimin içinde devinen ve beynimi kafatasımın çeperine çarptıran bir sıvı var sanki. çırpınarak titriyorum, bütün varlığımla sarsılıyor, elimdeki kalemi durmadan düşürüyorum. sanki duman içine girmiş gibi yanıyor gözletim. dirseklerim ağrıyor. iki saat kırk beş dakika daha ve iyileşeceğim.
•…boynuma dokunan çeliğin soğukluğunu duyumsayınca, dirseklerim ürperdi ve boğuk bir çığlık çıktı boğazımdan. adamın eli titredi. “affedersiniz bayım, acıttım mı?” dedi. bu cellatlar da pek hoş adamlar oluyor doğrusu.
•…”iyiymiş!” dedi jandarmaların yanında duran kadın. bu acımasız övgü bana cesaret verdi.
•…sarhoştum, şaşkındım, bir tuhaf olmuştum. üzerinizde toplanmış bunca bakışın ağırlığı dayanılmaz bir şey!
•…gözlerim, bilinçsiz olarak dükkan tabelalarını okuyordu.