"Testi kırılır da içindeki su ziyan olmaz, Gönül birine açılır da kendi yolu şaşmaz. Dağ kendi gölgesini taşır, vadi kendi çiçeğini, İnsan dediğin, başkasının boşluğunda yer aramaz.
Arıların sultanı dağların kadını Bulut denizinin altında hırçın bir vadi ve sarp kayalıkların arasından göğe doğru tırmanan dağ lazları Altıparmak dağlarının kokusunu fırtına deresine ulaştıran zigam deresinin oluşturduğu vadi rizenin ihtişamı Atlas sayı 103 ekim 2001 Kul Nefsani seyyah olmuş karış karış Türkiyeyi geziyordu bugünkü mola yeri dağ lazlarının evlerine konuk olmaktı denizleri aştı hırçın vadilerde dolaştı azgın suların sesini dinledi ve rizeye ulaştı sisli bir dağ ve kafkas ari saf ırk arılarının yaptığı o balların kokusunu içine çekti arıların yuvasına izinsiz girince arılar kimdir acep diyip üzerine saldırdılar her yanı balon gibi şişmeye başlamıştı Nefsanini nefsine yenilip izinsiz bahçeye girenin cezası ya taşlanmak olur yada ikramı az olur diyordu dağların bekçisi Aysel hanım o da dağ lazlarındandı dağlarda yetiştirdiği arılara bekçilik ediyordu yıllardır Altıparmak dağlarının sınırında olan zigam deresinde arı yetiştiren bu Anadolunun nene sultan kadını lazdı gürcistan topraklarından rizeye göçüp gelmişti ne acılar yaşamıştı Bak evladım dedi biz lazların soyu lazika krallığına dayanır ha bu dedelerimiz var ya perslerle bizanslılarla hep savaşmış kimisi şehit olmuş kimiside ecel gelince buyur rabbim diyip ilahi emirle ahirete intikal etmiş seyrü seferden seyrü süluka doğru bu laz kadını yaşayan bir efsaneydi halk dilinde masalları dilden dile anlatılır dolaşırdı kökeni antik çağa dayanan dağ kadını bir yufka ekmek açtı kaymak sürdü bal kaymak şifa kaynağı buyur ye dedi
Duygu ve Düşünce
Reklam
#𝙇𝙊𝙆𝙈𝘼𝙉_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 👥 Ey insanlar! Rabbinize gönülden saygı duyup O’na karşı gelmekten sakının! Öyle bir günden korkun ki, ne babanın evlâdına o gün en küçük bir faydası dokunabilir, ne de evlâdın babasına. Allah’ın va‘di elbette gerçektir. O halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve çok hilekâr şeytan sizi Allah’ın rahmeti ve affı ile kandırmasın! 33 #Tefsir: 📖 📖 Kur’an bu âyetiyle, önceki âyetlerde ulûhiyet ve rubûbiyetini ispat eden delilleri serdettikten sonra, mü’miniyle kâfiriyle, sabredeni ve şükredeniyle, gaddâr ve nankörüyle tüm insanlığı Allah’tan korkmaya, O’nu birlemeye, O’nun emir ve yasaklarına saygılı ve itaatkâr olmaya davet etmektedir. Çünkü insanlığı öyle bir kıyâmet günü beklemektedir ki, gerçekten o, pek dehşetli ve korkunç bir gündür. O gün mutlaka vuku bulacak ve o günde hiç kimsenin bir diğerine faydası olmayacaktır. Burada birbirine faydası en çok umulan “baba ve evlat” misal verilip, bunların bile birbirine zerre kadar fayda sağlamayacağı haber verilmek suretiyle, bunun dışındaki insanların birbirine yardım etmelerinin imkânsızlığı bildirilir. Hatta fayda vermek bir tarafa zarar verme veya zarar görme ihtimali daha yüksektir. Nitekim âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur: “Öyle bir günden sakının ki, o gün kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden bir şefaat kabul edilmez, kimseden bir kurtuluş bedeli alınmaz ve hiç kimseye yardım da edilmez.” (Bakara 2/48) “Öyle ki, o günün dehşetinden dost dostun hâlini sormaz. Oysa onlar birbirlerine de gösterilirler. Fakat inkârcı suçlu ister ki, mümkün olsa da o günün azabından kurtulmak için fidye olarak verse oğullarını! Eşini, kardeşini! Kendisine kol kanat geren bütün sülâlesini! Yeryüzünde kim varsa hepsini! Bunları verse de, sonra kurtarsa kendisini!” (Meâric 70/10-14) “O gün insan
Hoşça Bak Zâtına Kim Zübde-i Âlemsin Sen Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gâmsın sen Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen Bildiğin gibi değil cümleden akvâmsın sen Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyâdadır eşyâ sanma Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma Başkasın kendini sûretle heyûla sanma Keşf ile sâbit olan mâ’niyi dâ’vâ sanma Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen İnleyip sırrını fâşeyleme ağyâra sakın Düşme bilmezlik ile varta-i inkâra sakın Değmesin âhların kâkül-i dildâra sakın Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın Arz-ı acz etmeyesin yâreden ol yâra sakın Bulduğun cevher-i âlîleri bîçâre sakın Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Şiir
BİR KARELİK İTİBAR ARAYIŞI
Bir ünlüyle ya da bir gruba mensup popüler kişilerle aynı fotoğraf karesinde görünmek için can atmak, insanın kendi hakikatini unutmasının en ince ama en çarpıcı tezahürlerinden biridir. Bir kareye sığma arzusu, çoğu zaman bir düşünceye sığamayan zihnin yerini alır. Makamların önünde, isimlerin yanında, güç sahiplerinin gölgesinde varlık aramak; Allah’ın insanı isim ve sıfatlarına ayna olsun diye yeryüzünde halife olarak yarattığını unutarak yaşamak ne büyük bir hezeyandır. Bugün bazı insanlar için bir fotoğraf karesi, bir hakikatten daha kıymetli hale gelmiştir. Kiminle yan yana göründüğü, ne düşündüğünden daha önemlidir. Dalkavukluk tam da burada başlar: bir fikre değil, bir isme yaslanma; bir hakikate değil, bir gölgeye tutunma hastalığı… Güç sahibinin yanında görünmek, onun etrafında dolaşmak, onun karesine girebilmek için verilen çaba, çoğu zaman insanın kendi değerini küçültmesidir. Çünkü görünmek için başkasının gölgesine giren, kendi ışığını söndürür. Oysa insanın değeri, bir fotoğrafın kenarında değil, hakikatin merkezinde durabilmesindedir. Baş eğmek, el etek öpmek, sırf görünmek için güçlülerin yanında yer kapmaya çalışmak; iradenin değil, zaafın görüntüsüdür. Şeyh Gâlib bu hakikati şöyle dile getirir: “Hayfdır şâh iken âlemde gedâ olmayasın Keder-âlûde-i ümmîd ü ricâ olmayasın Vâdî-i ye’se düşüp hîç ü hebâ olmayasın Yanılıp reh-rev-i sahrâyı belâ olmayasın Ademe muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın Secdeler eyle ki merdûd-ı Hudâ olmayasın Hoşca bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” Bu beyitler insana şunu hatırlatır: Sen aslında değersiz bir gölge değil, varlığın özüsün. Ama bu öz, başkalarının yanında fotoğraf karesine girmekle değil, kendi hakikatine yönelmekle ortaya çıkar. İnsan sultan iken dilenci olmayı
Ne için yaşıyoruz soralım kendimize??
Âdemoğlu'nun bir vadi (dolusu) altını olsa, iki vadi daha altını olmasını ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Allah tevbe eden kimsenin tevbesini kabul eder. Buhari ve Müslim'in İttifak Ettiği Hadisler
Reklam
Reklam