Yeni bir yolculuğa hazırlanırken
Yalnız çayın şarkısı yankılanır vadide Mırıldanarak eşlik ederim
“Ordular vuruşuyor içimde Ben ıssız bir vadide yürüyorum Çocuk kalacağım derdim sana Ama büyüdüğümü görüyorum…” Hakan İlhan Kurt
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hafızama ve kalbime kazıma yöntemimdir;
Unutmanın yol açtığı sorunlara getirilen en açık çözüm, yazmaktır; ikinci ana çözüm ise resim. Resimle ilgili temel bir hikâye tam da bu güdüye değinir. Romalı tarihçi Yaşlı Plinius'un anlattığına göre (bu konu XVIII. ve XIX. yüzyıl Avrupa resminde sıkça betimlenmiştir), birbirini çok seven genç bir çift ayrılmak zorunda kalır, bunun üzerine kadın, sevgilisinin gölgesinin ana hatlarını çizmeye karar verir. Kaybetme korkusuyla, yanmış bir sopanın ucuyla, bir mezarın kenarına düşen gölgesinin dış hatları üzerinden geçer. Regnault'nun sahneyi tasviri oldukça dokunaklıdır. Akşam vakti sakin gökyüzü, çiftin birlikte olduğu son günün bitişine işaret eder. Adam, çobanların geleneksel sembolü olan basit ve kaba bir pipoyu elinde dalgın dalgın tutarken, sağda başını kaldırıp kadına bakan bir köpek bize sadakati ve fedakârlığı anımsatır. Kadın, gittikten sonra görüntüsünü zihninde daha açık ve güçlü bir şekilde tutabilmek için, adamın bir suretini çizer; sevgilisi kilometrelerce uzakta, yemyeşil bir vadide hayvanlarını otlatırken, burnunun tam şekli, saçının bukleleri, boyun kıvrımı ve omzunun yüksekliği gözünün önünde duracaktır. S. 8 Terapi Olarak Sanat
MANŞET: PERMAFROST ONU 2,500 YIL TUTTU. SONRA ARKEOLOGLAR ONU BULDU - Kürklere sarılmış, HALA KARANLIKTA PARLAYAN altınlarla. Güney Sibirya'nın Altay Dağları uç noktalar ülkesidir - alevli yazlar, acımasız kışlar ve ölüleri bin yıldır buzlu bir kucaklaşmada hapsediyor. 2024 yılında, uzak bir vadide çalışan bir arkeolog ekibi donmuş toprakta bir depresyon fark etti, antik bir mezar höyükünün işaretidir. Dikkatli kazmaya başladılar, soğuk havada nefesleri görünür, eldivenleri buzla kaplı, ortaya çıkan ise daha önce görmedikleri donmuş bir mezar oldu. Çukurun içinde, kürkler ve derilerle sarılı olarak, yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış ve ölmüş göçebe bir süvarinin cesedi yatıyordu. Permafrost onu neredeyse mükemmel bir şekilde korumuştu - derisi, saçları, dövmeleri, hatta midenindekiler bile hala sağlamdı. Ekip, vücudunun yanında altın süsler buldu: çekiç altından yapılmış sarılmış geyik, sıçrayan hayvan şeklindeki karmaşık plaketler ve dokunulduğunda hala zayıf bir ses çıkaran küçük çanlar. İskitler, "hayvan stili" sanatlarıyla ünlü usta kuyumculardı - savaşta kilitli yaratıklar, yırtıcı hayvanlar ve av iç içe geçmiş, bozkırın vahşi ruhu değerli metallerle kaplı. Bu savaşçı en iyi varlıklarıyla gömülmüştü: silahları, atı (donmuş kalıntıları çukurun köşesinde yatan) ve altınları, hepsi öbür dünyada ona eşlik edecekti. Araştırmacılar donuk gri ışıkta diz çöktü, farları çukurun karanlığını keserek vücudu ve hazinelerini fırça ve küçük aletlerle ortaya çıkardılar. Birisi yukarıdan telefon fotoğrafı çekmiş: Roma İmparatorluğu doğmadan önce ölen, Pers krallarının çağından beri yüzü güneş görmemiş bir adamın etrafında parka kaplı figürlerden oluşan bir daire. Yakın planda, kamera altın geyiği yakalıyor - boynuzları geriye doğru süpürülmüş, bacakları altından katlanmış, vücudu
Nergiz Çiçeği
Derler ki eski zamanlarda, adı konmamış bir vadide, yüzünü eğerek yaşayan bir kavim varmış.Kalplerini kimse bilmesin diye başlarını kaldırmazlarmış. O vadide berrak bir pınar akarmış.Suyuna bakan yalnız yüzünü değil , içinde görürmüş.Bir gün suskun bir genç eğilmiş o suya.Kendi suretinden çok içindeki kibri görmüş.Yüreği titremiş, bakışını çekememiş. Ertesi sabah pınarın kenarında bembeyaz bir çiçek açmış. Başını suya eğmiş ama bu bakış kibirden değil,ibrettenmiş. Ona nergiz demişler. Rivayet ederler ki nergiz insana şöyle seslenirmiş : "Kendine bak,lakin kendine kapılma." Baş eşiği tevazu , suya bakışı ise insanın kendi içini görme cesaretiymiş....
Yeşilin bütün tonlarını teslim alan pırıl pırıl bir vadide yürüyoruz. Üzerimizde göğün kadim kubbesi, ayaklarımızın altında ise korkunun azametli gerçeği. Yaşamı ve ölümü aynı anda kucaklayarak seviyoruz birbirimizi. Bu vadi bir mezar mı, yoksa insanlığın henüz sürgün edilmediği ilk cennet mi?
1000Kitap