Ölüm yanı başlarında beklerken, dörtnala düşmüş de gelirken zalimler, onlar ellerini kaldırıp tekbir getirdiler ve arkalarında kaldı O'ndan gayrı ne varsa. Hepsi yağan yağmura aldırmadan tek sıra dizildiler dergâhın avlusuna ve o an durdu sanki bütün heyulası dünyanın.
Zenginliği malda aradık, onu kanâatte bulduk. Rahatı servette aradık, onu az malda bulduk. Lezzeti nimette aradık, onları sağlam ve sıhhatli bedende bulduk. Rızkı yerde aradık, onu gökte bulduk!
Sık sık sorulan, "Yaşananlar bizi neden etkilemiyor? Üzerimize ölü toprağı mı serpildi?" sorularının cevabı tam da burada. Gözler göre göre, gönüller de alıştı. Acı sıradanlaştı, normalleşti, rutin hale geldi. Tıpkı Filistin ve başka coğrafyalardaki acılar gibi...
Aşksızlara 'diri' desen diri mi onlar? Aşksız âdem cenin-i sakıt gibi ölü gelmiştir bu dünyaya. Aşk varsa ölüm yoktur ki. 'Öldün mü' diyorsun bana. Böyle soruyorsun. Ben ölmedim. Bedeni toprağa gönlümü Allah'a verdim zira beden toprağın, gönül Allah'ındır. Hem aşk gönlün, ölüm ömrün zekâtıdır.
Sen görmediğin her şeyi yok mu sanırsın? Var olup da görmediğin niceleri vardır. Aşk ki görülmez, bilinmez ve belki de hissedilmez olsa dahi vardır. Onun var olmaklığı insanın varlığından evvelidir. Aşksız insana gönül zaten haramdır. Zira aşk dediğin gönlün zekâtıdır.