Hayvanların bilinçaltı yoktur çünkü bir yaşama alanları vardır. İnsanlar kendi yaşama alanlarını yitirdikleri gün ortaya bilinçaltı denilen şey çıkmıştır. Yaşama alanlarıyla birlikte insanlar biçimsel dönüşüme uğrama olanağını da yitirmişlerdir. Bilinçaltı bu kayıp nedeniyle sürekli ve umutsuz bir şekilde yas tutan bireysel yapıdır. Hayvanlar da bu özlemi temsil eden varlıklar.
Gerçeklik ilkesinin egemen olduğu bir dünyada gerçek, düşsel adlı bir “bahaneye” sahipti. Simülasyon ilkesinin belirlediği günümüz dünyasındaysa gerçek, modelin kopyasından başka bir şey olamamaktadır. Paradoksal bir şekilde gerçek bizim için hakiki bir ütopyaya dönüşmüştür oysa bu ütopyanın gerçekleşme olasılığı sıfırdır çünkü bu ütopya yitirdiğimiz gerçeği bir daha ancak rüyamızda görebileceğimizi söyleyen türden bir şeydir.
Potansiyel gerçekle potansiyel hakikat tuhaf ve öldürücü bir güce sahiptirler. Belki de bu yüzden pek çok vahşi kültür ikizleri önce tanrılaştırıp sonra da kurban ediyordu çünkü hiperbenzerlik orijinalin ölümü, yani anlamsızlık demektir.
Aklınıza gelebilecek her türlü stok şiddet yüklüdür. Her insan kitlesi de özgün bir şiddetle yüklüdür. Kitlenin çekim gücü ve neden olduğu tepkisizliğin giderek yoğunlaşmasından kaynaklanan bir şiddet. Bir atalet odağı olan kitle aynı zamanda yepyeni, açıklanması olanaksız ve dışa dönük şiddetten farklı bir şiddet biçiminin de merkezidir.