Günahım Mezopotamya kadar büyük Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbimin huzuruna götürülürsem bile, hiç şüphem yok ki, orada bunun yerine daha iyisini bulurum.” Kehf suresi İlyas amca o günü halâ ilk günki gibi hatırlıyordu Yakup dayı hiddetle baktı abisi poyrazın yüzüne poyraz define ile rüşvet ile elde ettiği define ile devleti hükümeti satın alıyor valiler kaymakamlar ile kuzu çeviriyordu öyle bir güçlenmiş ve iktidar sahibi olmuştuki yüz elli yıllık taş konak sahiplerini evinden çıkartıyordu neymiş efendim hırsızlık yapmış hazineyi soysa kimsenin ruhu duymuyor ruhu duyan biraz sükut payı ile kasırga poyrazla ortak oluyordu o gün ona bir tek ayten hanımın babası Yakup dayı ses çıkardı o da zindanlarda kaldı taş medreselerde yaşadı ve en son savura göç etti aynen abisi kasırga poyraza şu lafı deyiverdi ben sustum konuşamadım senin için kıyametin kopacağını sanıyorum Rabbim tüm kasırgaların poyrazların kökünü kesecektir inşAllah ben ise Rabbimin huzurunda şüphem yok ki tüm dünya servetlerinden daha iyisini bulurum diyerek savurda 84 yaşındaki rıza emminin evini kiraladı ve onun yanına girerek rızkını aramaya başladım İlyas amca yıllardır kasırga poyraza seyislik yapmış bunun pişmanlığını yaşıyor ve benim tövbem Mardinin ovasındaki taşlar kadar büyük olsa mezopotamya çölündeki kumlardan daha çoktur günahım diyordu tövbekar ilyas
1000Kitap
Milli Mücadelede Vilayetler ve Valiler ve Anadolu'nun Milli Devleti Pontos adlı kitapların pdf/epub versiyonlarını arıyorum.. yardımcı olanlara/olacaklara şimdiden teşekkürler..
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İmparatorlukların genişlemesi meselesi hiçbir zaman sadece soyut bir ideoloji veya dini yayma (Cihad) motivasyonu değildir; arka planda her zaman o devasa askeri-feodal çarkı döndürecek maddi yakıtın, yani ganimet ve kaynağın baskısı vardır. Arap İslam İmparatorluğu’nun ilk yüzyılı (özellikle Emeviler dönemi), "yağma/fetih bağımlılığı ve asabiye refahı" tezimizin adeta ders kitaplarına geçecek nitelikteki bir kanıtıdır. Emeviler, fethettikleri topraklarda feodal refah modelini uyguladılar. Devletin çekirdek gücü olan Arap asabiyesini tatmin etmek ve sadakatini sürdürmek için muazzam bir servet akışı gerekiyordu. Bu yüzden sistemi Arap milliyetçiliği ve Mevali (Arap olmayan Müslümanlar) ayrımı üzerine kurdular. Sistem nasıl işliyordu? Fetihler sürdükçe yeni topraklardan gelen ganimetler ve gayrimüslimlerden alınan vergiler (Cizye ve Haraç), doğrudan hakim elit olan Arap aristokrasisine akıyordu. Merkezdeki asabiye lüks içinde besleniyordu. Çark ne zaman durdu? 8. yüzyılın ortalarına gelindiğinde fetihler doğal coğrafi sınırlara ulaştı. Batı’da Franklar (Puatya), Kuzey’de Hazar Hakanlığı ve Anadolu’da Doğu Roma'nın direnişi fetih musluklarını kıstı. Ganimet/yağma akışı kesilince, Arap Emevi İmparatorluğu çekirdek asabiyenin (Arap elitlerinin) refah düzeyini korumak için korkunç bir hataya düştü. Müslüman olmuş ama Arap olmayan toplumlardan (Persler, Berberiler, Türkler) hukuksuz bir şekilde vergi almaya devam ettiler. Bu durum, sistemin kendi ideolojik meşruiyetini baltaladı. Üretmeyen, sadece fetih ve vergiyle beslenen merkez; dışarıdan kaynak besleyemeyince kendi tebaasını sömürmeye başladı. Sonuç? Horasan’dan yükselen Abbasiler, ezilen Mevali asabiyesini arkasına alarak Emevi hanedanlığını Endülüs hariç neredeyse tarihten sildi. Emevi asabiyesinin feci sonunu gören
1000Kitap
Mustafa Kemal Atatürk, ölene dek hem Cumhurbaşkanlığı hem de Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF/CHP) Genel Başkanlığı makamlarını uhdesinde tutmuştur. Hatta 1936’da çıkarılan bir genelgeyle, İçişleri Bakanı aynı zamanda partinin genel sekreteri, illerdeki valiler ise partinin il başkanı yapılmış; böylece parti ile devlet tamamen bütünleşmiştir.
1000Kitap
Türkiye’nin kurumsal dönüşümünü anlamak adına en kritik düğüm noktalarından biri, erken Cumhuriyet döneminin güç konsolidasyonu ve otoriter yapısıdır. Mustafa Kemal Atatürk, ölene dek hem Cumhurbaşkanlığı hem de Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF/CHP) Genel Başkanlığı makamlarını uhdesinde tutmuştur. Hatta 1936’da çıkarılan bir genelgeyle, İçişleri Bakanı aynı zamanda partinin genel sekreteri, illerdeki valiler ise partinin il başkanı yapılmış; böylece parti ile devlet tamamen bütünleşmiştir. Erken Cumhuriyet döneminde Meclis’e girecek mebusların listesi bizzat Atatürk’ün (ve daha sonra İsmet İnönü’nü) onayından geçerdi. O dönemde halk doğrudan mebusları seçmezdi; önce "müntehib-i sani" denilen ikinci seçmenleri seçer, bu ikinci seçmenler de partinin (yani liderin) önlerine koyduğu listedeki adayları onaylardı. Mustafa Kemal Atatürk, inkılapların meclis eliyle hızla hayata geçirilebilmesi ve meclis içi muhalefetin (özellikle Birinci Meclis’teki veya Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası dönemindeki sert direncin) sistemi kilitlememesi için radikal bir mikro yönetim uyguladı. Statükoyu, hilafet yanlılarını veya radikal muhalifleri sistemin dışında tutmak için mebus seçimlerinde bizzat "Tek Seçici" rolünü üstlendi. O dönemin yönetim pratiği (tek adam otoritesi, muhalefetin tasfiyesi, devlet-parti birleşmesi) biçimsel olarak mutlakiyetçi yönetimleri veya monarşiyi andırsa da, kurumsal nosyon ve meşruiyetin kaynağı açısından yapısal olarak padişahlıktan ayrılıyordu. Padişahlıkta meşruiyet ilahi bir kaynağa (zıllullah/Allah'ın yeryüzündeki gölgesi) ve hanedan soyuna dayanırken; Erken Cumhuriyet'te otorite ne kadar tek elde toplanırsa toplansın, meşruiyet zemini her zaman "Milli Egemenlik" ve "Halk İradesi" kavramları üzerine inşa edildi. Rejim, kendini monarşinin zıddı olan bir
1000Kitap
Fransız düşünür ve filozof Roger Garaudy, 1982 yılında İslam'ı kabul etti ve Filistinli bir kadın olan Salma el-Taci el-Faruki ile evlendi. Garaudy, 2012 yılında 98 yaşında vefat etti. Garaudy, Hz. Ömer bin Hattab'ın halifeliğe geçiş yıldönümünde yıllık bir kutlama yapılması önerisinde bulundu. Şöyle yazdı: "Tarihsel kayıtlarda büyük liderlere adalet sağlamak adına, Müslümanlar neden 23 Ağustos 634'te, yani Hicri 13. yılın Cemâziyelâhir ayının 22'sine denk gelen Hz. Ömer bin Hattab'ın halifeliğe geçiş tarihini kutlamasınlar?" Çünkü o, Arap-İslam devletinin kurucusu, kurallarını koyan ve idari yapısını inşa eden kişidir. O, "Emîrü'l-Mü'minîn" unvanıyla çağrılan ilk kişiydi ve İslam tarihindeki (Hicri takvim) başlangıç ilkesini hicret olarak belirleyen ilk kişiydi. Onun döneminde Şam, Irak, Fars, Mısır, Berka, Trablusgarp, Azerbaycan, Nihavend ve Cürcan fethedildi. O, "Amsar'ın Temsi" olarak bilinen yeni şehirlerin inşasıyla ilgilenen ilk kişiydi; onun döneminde Basra ve Kûfe şehirleri ile başkaları inşa edildi. O, divanları (bakanlıkları) kaydeden ilk kişiydi, Darü'd-Dakîk'i (Tedarik Bakanlığı) kuran ilk kişiydi, İslam'da vakıfları durduran ilk kişiydi (Vakıflar Bakanlığı), ve Müslümanların malları için bir ev (Beytü'l-Mâl/Maliye Bakanlığı) kuran ilk kişiydi. O, dirhemleri basan ve ağırlıklarını belirleyen ilk kişiydi (Merkez Bankası), valileri, komutanları ve yöneticilerinin mallarını kaydeden ve onlardan malları ile mülkleri hakkında hesap vermelerini isteyen ilk kişiydi; kuralı şuydu: "Bu sana nereden geldi?" (Mali Denetim Divanı). O, devletin topraklarını ölçen ve alanlarını belirleyen ilk kişiydi (Tapu ve Kadastro Dairesi), yolları döşeyen ilk kişiydi (Ulaştırma ve İletişim Bakanlığı), ve Beytü'l-Mâl'dan fazlayı ticarete borç veren ilk kişiydi (Proje
Hayata Dair