Beni beni :) o zaman parayı veremeyen çocuk çalacak düdüğü :)
Bütün valiler, Kaymakamlar, bakanlar böyle işçiden, köylüden olacak! Beni de hep hepsinin başına başbakan yapacaksın anasını satayım noktalı virgül bak o zaman nasıl tıkır tıkır yürüyor işler!
Sayfa 325·Kitabı okuyor
Osmanlılar, öteden beri önemli şehirlerde pâdişahın otoritesini yürütmek, şehri ve yerel düzeni korumak üzere yeniçeri garnizonları (büyük şehirlerde 500-600 kişi) yerleştirirlerdi. Yeniçeri gibi kapıkulu süvarileri de ülkede yayılmış bulundukları için, bunların başında her bölgede kethüdayeri adı verilen bir komutan bulunurdu. Bunlar, oradaki beylerbeyine veya sancak beyine bağlı değildi. Padişah kulu olarak onların birçok mâlî, kazaî ayrıcalıkları vardı. Kanunî döneminde şehzâde ayaklanmalarından sonra yeniçeri ve sipahiler, özellikle Anadolu şehirlerinde daha çok yayıldılar. Onların ayrıcalıklarını paylaşmak isteyen yerli askerî gruplar, aralarına giremedikleri zaman onlara karşı uğraşıya başladılar. İşte birçok şehirde bu kapıkulu kumandanları, yerli âyân ve ulema ile birleşerek o yerde gerçek otoriteyi ellerine geçirdiler. Beylerbeyi ve adamlarına karşı gerçekten özerk, serbest yönetimler kurdular ve merkezden kopardıkları unvan ve ayrıcalıklarla bu özerkliği meşrû ve kanûnî bir hale getirdiler. Yeniçeriler, Kuzey-Afrika vilayetleri, Bagdad gibi uzak eyâletlerde gerçekten bağımsız oligarşik yönetimler bile kurdular. Bosna gibi sınır vilâyetlerinde eski zaimler, kapetanlar âyân ile birleşerek muhtar yönetimler oluşturdular ve bunun için sultanın şehre vermiş olduğu eski vergi bağışıklık belgelerinden yararlandılar. Aynı zamanda, Anadolu ve Rumeli'nin birçok şehrinde yeniçeri ve sipahi başbuğları, iltizam ve mukataʻalar satın aldılar veya zorbalıkla kudretli âyân durumuna geldiler. 18. yüzyılda bu gibi bölgelerde onların, yerel egemenliği ellerinde tutan gerçek hânedânlar (meselâ, Batı Anadolu'da Karaosman oğulları) kurduklarını biliyoruz. Hatta bazıları, halkı arkalarına alarak Bâb-ı âlî'yi, paşalık ve vezirlik unvanları ile valilik vermeye dahi zorladılar. Âyân,
Sayfa 336 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
"-...Allah yolunda cihad eden bir milleti Cenâb-ı Allah’ın nasıl azîz kıldığını, o yoldan vazgeçince de nasıl zelil eylediğini anlamak isteyenler, şu Türk Milleti’ne baksınlar. Bakınız, onlar, Allah yolunda cihâd ederken şu Hicaz Kıtası’na anlı-şanlı paşalar, vâlîler, kumandanlar gönderirlerdi. Allah’ın dîni uğruna cihad etmekten vazgeçince, eli kazma kürekli amele göndermeye başladılar. Bu azîm fark, onların Allah yolunda cihâd etmekten vazgeçmiş olmalarından başka bir sebeple îzâh edilemez....”
Alıntı
Din bilgisi olmayan birinin yaptığı tercümeyi okuyan da Allahü teâlânın dediği sanarak, kendi kafasından anlatmak istediğini öğrenir.Köylüye ait bir kanunu, hükümet, doğruca köylüye göndermez. Çünkü köylü okuyabilse bile, anlayamaz. Bu kanun önce, vâlilere gönderilir. Vâliler, iyi anlayıp, izâhını ekliyerek, kaymakamlara, bunlar da daha açıklayarak, muhtarlara anlatır. Muhtar da ancak köylüye anlatır, söyler.
Sayfa 180·Kitabı okudu
Din
İlk parlamento seçimleri Heyet-i Vükelâ tarafından belirlenen bir “Talimat-ı Muvakkate” (Geçici Talimat) uyarınca gerçekleştirildi ve Kânûn-ı Esâsî’de bu yönde bir hüküm bulunmamasına rağmen iki dereceli seçim yöntemi benimsenerek vekillerin vilayet, liva ve kaza idare meclisleri tarafından seçilmesi öngörüldü. Bu da, mevcut meclislerde yer almak mülk sahibi olma koşuluna bağlanmış olduğundan seçimlerin genel değil, sınırlı oy hakkına dayanması anlamına geldi. 19 Mart 1877’de toplanan ilk Meclis-i Mebusanın üyeleri büyük çoğunlukla vilayet idare meclislerinin üyeleri arasından valiler ve meclis üyeleri tarafından belirlenmiş, pek çok vilayette gerçek seçim bile yapılmamıştı. Öngörülen seçim kanunu kabul edilmeden yapılan ikinci meclis seçimlerinde de aynı geçici talimatnamenin uygulanması, bu meclisin de, temsilî niteliği daha yüksek olmakla birlikte, ağırlıklı olarak taşradan gelen toprak sahipleri, eski memurlar ve mültezimlerden oluşması sonucunu doğurdu.
Sayfa 277·Kitabı okudu
Ömer b. Abdülaziz(ra) hakkında;
•Halk arasında 2. Ömer veya 5. Halife olarak isimlendirilir. •Anne tarafından Hz. Ömer'in torunudur. •61-(680) yılında Medine 'de doğdu. •Küçük yaşlarından itibaren ilimle meşgul oldu. •Büyük dayısı Abdullah b. Ömer gibi bir çok sahabiyi dinleme imkanı buldu. •87-(706) yılında Velid b. Abdülmelik tarafından Hicaz genel valiliğine atandı. •Haccac'ın zulmünden kaçanlar ona sığındılar hatta bundan dolayı valilikten azledildi. •Muhalefetsiz bir şekilde halife olan merhum, Hz. Peygamber'in ve dedesi Hz. Ömer'in karar ve icraatları hakkındaki yazılı belgeleri getirtti. •Halife olarak biat aldığı esnada protokol kurallarını kaldırması ve kendisi için ayağa kalkılmasını yasaklaması, halktan biri gibi yaşaması ile ilgili tasarruflarıyla, Emeviler'in saltanat görüntülerine son verip râşidî hilafet anlayışına döndüğünü göstermişti. •Halka zulmeden valileri görevden alıp azletti onların yerine kabile ayrımı yapmaksızın dindarlık ve dürüstlükleriyle tanınan yeni valiler atadı. •Valilerin görevleri sebebiyle verilecek hediyeleri almalarını yasakladı. •Hapishaneleri ıslah edip suçluların dövülmesini yasakladı. •Hanımının fazla mücevherlerini devlet hazinesine koydu ve halifelik karşılığında maaş almayı kabul etmedi. •Hz. Ali'nin hutbelerde kötülenmesini yasakladı ve onun evladına iyi davrandı. •Haricilerle bozgunculuk yapmayıp kan dökmedikleri sürece savaşmayı yasakladı. •2. Sınıf insan muamelesi gören mevaliden, bu durumu ortadan kaldırdı ve onlara değer verdi. •Kıbrıs,Eyle halkı ve Necran Hristiyanlarinin artırılmış olan vergilerini önceki seviyesine indirdi. •İslam'a girenlerin artması sebebiyle azalan cizye vergisinden dolayı kendisine şikayetçi olan valilere, kendisinin vergi memuru değil, insanları hakka çağıran davetçi olduğunu söyledi. •İlk İslam tarihçileri onun döneminde
Reklam
Reklam