Bir okul öğretmeniyle gerçek bir filozof arasındaki fark, öğretmenin çok şey bildiğini sanıp bunu durmadan öğrencilerinin kafasına sokmaya çalışmasıdır.
Soru soran insanlar en tehlikeli olanlardır hep. Cevap vermek o kadar tehlikeli sayılmaz. Bazen bir tek soruda bin cevaptan daha fazla patlayıcı madde bulunur.
"'Her şey akar" demişti Herakleitos. Her şey hareket halindedir ve hiçbir şey sonsuza dek kalmaz. Bu yüzden de "Aynı ırmağa iki kez giremeyiz". Çünkü ikinci kez ırmağa girdiğimde ben de değişmiş bulunuyorum, ırmak da.
İlk sayfalarından itibaren insanın içine yavaşça işleyen bir hüzün.
Tarık Tufan sanki çok derin bir yerden fısıldıyor ve o fısıltı, okurun zihninde uzun süre yankılanıyor.
Koca bir yalnızlığın pençesindeyiz; geçmişin, pişmanlıkların ve söylenmemiş cümlelerin iç içe geçtiği bir yalnızlığın pençesi. Karakterler kusurlu, kırılgan ve bu yüzden çok gerçek. Halide’nin hayatında bir koltuk sahibiyiz okurken.
Acı dramatize edilmiyor ve olduğu gibi veriliyor. Altı çizilen bir sürü satır hayatımıza ortaklık ediyor. Tarık Tufanın’ın bu yönü bende bıraktığı çok büyük biz iz. Bambaşka hayatlarda bambaşka hayatlarımızla tanıklı etme hali.
Romanın atmosferi ise başlı başına bir karakter gibi: biraz karanlık, biraz nostaljik ve oldukça melankolik. “Gece açan çiçekler” metaforu da tam burada anlam kazanıyor; herkesin içinde, en karanlık anlarda bile filizlenen bir şeyler olduğunu hatırlatıyor.
Gece Açan Çiçekler, hızlı okunup geçilecek bir hikâye değil. Sindirilmesi, hissedilmesi gereken bir yolculuk. Bitirdiğinde hikâye bitmiyor; zihninde ve kalbinde yaşamaya devam ediyor.
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan