Belki de sahiden bir hayaletim ben. Dünden kalma, bugün artık kimsenin görmek istemediği bir hayalet. Harpten kalma, sulh için üstünkörü bir tamir görmüş bir hayalet.
Voltaire, gülümseyerek tokat atmayı çok iyi biliyor. Candide, “Bu dünya mümkün dünyaların en iyisidir.” cümlesine inanan saf bir genç. Hocası Pangloss’un öğrettiği bu iyimser felsefeyle hayata bakıyor. Ama ne hayat… Savaşlar, doğal afetler, işkenceler, ihanete uğramış aşklar… Candide nereye gitse dünyanın karanlık yüzü peşinden geliyor.
Voltaire burada sadece bir hikâye anlatmıyor; iyimserlik adı altında gerçekleri görmezden gelen zihniyeti tiye alıyor. Özellikle Leibniz’in “en iyi mümkün dünya” düşüncesini öyle ince bir ironiyle eleştiriyor ki, bazen gülerken boğazına bir şey düğümleniyor insanın. Çünkü anlatılan acılar abartılı gibi görünse de, aslında insanlık tarihinin ta kendisi.
Acı olaylar neredeyse bir masal ritminde akıyor. Sanki Voltaire diyor ki:
“Gerçek çok ağır olabilir, ama onu anlatmanın yolu ille de ağır olmak zorunda değil.”
VoltaireCandide ya da İyimserlik