Bir Bowie parçası çalıyor... 'Golden Years.'
Hayatın seni bir yere götürmediğini söyleme sakın-
Meleğim...
Şu göklere bak, hayat başladı, geceler ılık, günler genç...
Yaşama benziyor bu gemi. Geminin başı pırıl pırıl sulara dalıyor, keyifli keyifli oynayıp zıplıyor. Arkada kara yürekli Ahab, dümen sularının bir kurt gibi uluyan ölü dalgaları üstünde, kamarasına kapanmış, kara kara düşünüyor. Arkadaki bu uzun uzun ulumalar yüreğime işliyor. Susun şamatacı gemiciler, vardiyaya çıkın! Ey yaşam, insan işte böyle anlarda -ruhun ezildiği anlarda- farkına varıyor senin yüzünden ne soysuz, ne aşağılık işlere katlanmak zorunda kaldığını! Ey yaşam, şimdi algılıyorum sende ne korkunç şeyler saklı olduğunu! Ama bu korkunç şeyler benim içimde değil; benim dışımda bunlar! İçimdeki insanca duygularla savaşacağım seninle, ey karanlık, korkulu gelecek! Ey koruyucu melekler, yanımdan ayrılmayın, tutun beni, bırakmayın beni!
Hey Tanrım! Şu dinsizlerle çekeceğim var bu seferde. Analar doğurmamış sanki bu adamları! Köpekbalıklarıyla yüklü denizlerden peydahlanmışlar sanki hepsi. Beyaz balina, onların taptıkları cehennem tanrısı. Şu gürültüye bak, bir cehennem cümbüşü! Geminin ön tarafında düğün dernek, arka tarafta ölüm sessizliği.
Gelgelelim, yoksul insanoğlu, zenginin kapısı önünde kaldırıma düşmüş işte. Bu da bir buzdağının, sıcak Maluku adalarından birine yanaşması kadar aklın alamayacağı bir şeydir. Zengin, bir çar gibi, donmuş insan ahlarından yapılmış bir sarayda oturmaktadır. Bir yeşilay kurumunun başkanı olduğu için, yetimlerin ılık gözyaşlarından başka içki kullanmaz.