Irvine Welsh

Irvine Welsh

Yazar
8.5/10
100 Kişi
·
252
Okunma
·
41
Beğeni
·
3.209
Gösterim
Adı:
Irvine Welsh
Unvan:
İskoç Yazar
Doğum:
Leith, Edinburgh, İskoçya, 27 Eylül 1958
Irvine Welsh (d. 27 Eylül 1958, Leith, Edinburgh, İskoçya), Trainspotting romanıyla ünlü İskoç yazar. Çok sayıda kısa film yönetmiş olmasının yanı sıra, oyun ve senaryo yazarıdır.

Yaşamının ilk yılları ve öğrenimi

1961'de Leith'ta doğdu. 4 yaşındayken, ailesiyle işçi mahallesi olan Muirhouse'a taşındı. Burada büyüdü. 16 yaşında okulu bırakarak yeni oluşmaya başlayan Punk Rock piyasasına katılmak için Londra'ya taşındı. Londra'da çeşitli işlerde çalıştı ve uyuşturucu kullanmaya başladı. 1980 sonlarında yeniden Edinburgh'a döndü ve üniversitede bilgisayar okurken bir yandan da yazmaya başladı.

Yazarlığı

The Acid House Britanya'da 1994 yılında basıldı, aynı sene 1993 yılında yazmış olduğu Trainspotting de yayımlandı. Yazarın bu romanı sinemaya uyarlandı ve büyük ün kazandı. Bir sonraki romanı, Marabou Stork Nightmares oldu. Bu roman, hastanede komada yatan bir holiganın yaşamının ve düşüncelerinin keşfidir. Daha sonra Ecstasy adlı kitabı çıktı, üç uzun hikâyeden oluşan bir kitabı da eleştirmenlerden olumlu eleştiriler aldı. Filth,Welsh 'in her zamanki birinci tekil şahıs anlatımından ahlaksız, şiddet yanlısı ve kindar bir polisin hikâyesini anlatır. Kitap olumlu eleştiriler alır veVillage Voice Literary Supplement tarafından 1998 yılının en iyi 25 kitabı arasında gösterilir.

Welsh'in en uzun ve tutkulu çalışması Glue, 2001 baharında satışa çıkar. Edinburgh'un sosyal konutlarından dört çocukluk arkadaşının hikâyesi yaklaşık 40 yıl sürer ve onları orta yaşlarına kadar takip eder. Yazarın imzası haline gelen kara mizah ve makineli tüfek hızındaki diyaloglar yerli yerinde dursalar da, eleştirmenler romanın yazarın olgunluk çağını ve dinginlğini haber verdiğini söylerler. Trainspotting 'in devamı Porno 2002 temmuzunda çıktı. Oyun yazarı olarak In-yer-face akımına dahil edilebilecek eserler vermiş olan Irvine Welsh bekardır ve Londra ve Edinburgh'da yaşamaktadır.
Asla, asla bir kadına el kaldırmayın, derdi babam bize sık sık. Ancak aşağılık sülükler yapar bunu, derdi.
"Bir şeyin geç olması, hiç olmamasından iyidir ama, inanın."
Irvine Welsh
Sayfa 268 - Siren Yayınları, 6.Baskı, Çeviri: Avi Pardo
"Yirmi beş yaşındaydı ve yakında kırkına basacaktı."
Irvine Welsh
Sayfa 155 - Siren Yayınları, 6.Baskı, Çeviri: Avi Pardo
"Bilmemek daha iyidir bazen. Hatta, bilmemek her zaman daha iyidir, hani."
Irvine Welsh
Sayfa 126 - Siren Yayınları, 6.Baskı, Çeviri: Avi Pardo
"Sosyalistler sürekli yoldaşlarından, sınıfından, sendikandan ve toplumundan söz ediyorlar.

S*kmişim bütün bunları.

Sağcılar patronlarından, ülkenden, ailenden söz ediyorlar.

Onların taa *mına koyiyim. "
Irvine Welsh
Sayfa 38 - Siren Yayınları, 6.Baskı, Çeviri: Avi Pardo
352 syf.
·Beğendi·9/10
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

Yeraltı edebiyatı demişken Trainspotting'i unutmak olur mu? Sizi yerin dibine sokar bu kitap fakat yerinizden memnunsunuzdur zira çoktan orada olmak istemişsinizdir zaten.

Hazmı zor bir hikayedir Trainspotting. Bazen kusasınız gelir, içinde bulunduğunuz durumdan kurtulmayı istersiniz. Ama çıkamazsınız. Sistem size çıkmanız için izin vermez. Ama bundan önce siz çıkmak istemezsiniz ki zaten. Kendimiz için televizyon, çamaşır makinesi, hayat, kariyer seçebilirken seçmemeyi seçebilir miyiz acaba?

O kadar güzel eleştiriler var ki içinde. Sick Boy'un dediklerinden bile kitabın ne derece iddialı ve kendi hayatlarımızla paralel olabileceğini anlayabiliyoruz. Aslında bir bakıma bize distopya gibi görünen bu kitap, karakterler açısından bir ütopya halini almış.

Sosyalistlerin sürekli yoldaşlarından, sınıfından, sendikalarından ve toplumlarından söz etmeleri bile bazı karakterlerin içine işlemiş olacak ki adamlar kendi yollarını belirlerken sırf bu şeylere sosyolojik bir eleştiri getirmek için kendi dünyalarını kurmuşlar.

Sistemden kaçmaya çalışıyor gibi görünmek için değil kendinden kaçmaya çalışmamak için bu sistemin içinde olanların kitabıdır Trainspotting.
352 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Trainspotting ile hayatın gerçeklerine KISACA bir dalıp, çıkacağız…

Dibe vuranların, orada kalanların ve asla çıkamayanların, son vedasını ya HIV ile ya beyaz ile yapanların öyküsüdür… Dibe bir kez daldın mı, damarlarına zerk edilen kimyasal ile hayata yeni bir bakış açısı kazanırsın. Bu senin en kıymetli ve tek dayanağındır. Kopamazsın!

Hayatını istediğin gibi yaşamak istiyorsan, gerçek bir deneyimden önce Trainspotting senin en iyi seçeneklerin arasına girecektir. Yaşayış biçimlerini taklit etmen için değil, onları anlamak için okumalısın. Bu kitapta kabullenmeMe, itaat etmeMe, bolca yalan, küfür, seks, eroin, hap, alkol, ölüm, hastalık, dik duruş, aldatma, şiddet, aşağılama, sisteme koskocaman bir orta göstermek parmak var. İşin garibi duygusallık bile var!

#37635944

Bir kez girdin mi o yola, çıkış yoktur. Dibe vuranlar her yerde; aramızdalar, hatta tam olarak biziz. Clark Kent gibi gizleniyoruz, tek farkımız hiçbirimiz Superman değiliz. Kurşun geçirmez bir beden değil, hayal kırıklıkları ile dolu bir ruha sahibiz.

Kaybedenler maske takıp yollarına devam eder. Bir öğretmen maskesi altında, doktor, mühendis, şarkıcı, futbolcu, tiyatrocu, siyasetçi, öğrenci, hayattan herhangi bir şey... Görevimiz tehlikede ki Ethan Hunt gibi düşünün, istediği maskeyi takabilir insanlar. Görünmez olduklarını sanarlar ama nafile bir uğraştır.

“Toplum, davranışları kendi normlarının dışında kalan insanları emebilmek için yapay ve dolambaçlı bir mantık icat eder. Diyelim ki bütün artıların ve eksilerin farkındayım, falan filan ve yine de eroin kullanmak istiyorum? İzin vermezler. İzin vermezler çünkü kendi başarısızlıklarının bir işareti olarak görülecektir. Sana sundukları şeyleri reddetmen böyle algılanır. Bizi seç. Hayatı seç. Mortgage’ı seç, çamaşır makinesi seç, araba seç… İyi de, ben hayatı seçmemeyi seçiyorum.”

Renton, Sick Boy, Spud ve Begbie…

Chuck Palahniuk ‘in Dövüş Kulübü sistem eleştirisi yaparken, aynı zamanda insanların kendi yaşamlarında gizlenmelerini baz alır, bir gizlilik söz konusudur. Daha sonra içlerinde kıstırılmış, kapana kısılmış ruhların ortaya çıkışına, Dövüş Kulübü ortamında kendilerini bulmalarını sağlar. Aynı zamanda daha ileri giderek çeşitli görevler eşliğinde sisteme karşı çıkarlar. Maalesef daha fazla yazamam Dövüş Kulübü ile ilgili. Çünkü bir numaralı kural, dövüş kulübünden bahsetmemektir.

Trainspotting bu değil. Her şey net. Ortada yalan yok, giz yok, maske yok. Herkes neyse o. Dışlanmışların kendi aralarında iyi görünme çabalarını bir kenara bırakırsak, herkesin kendinden bir şeyler bulacağı karakter karması var. Her karakter kendi seçimi doğrultusunda yaşıyor. Sokakta birine vurmak mı istiyorsun, gidip vurabilirsin. Dayak yeme olasılığın senin dayak atma olasılığınla aynı oranda eşit. Arkanda duran arkadaşların, aynı zamanda tam bir karaktersizlik örneği gösterip bir anda yok olabilir. Herkesin kendi dibe vurmuşluğu, kendinedir sonuçta.

Güven havada kalan bir tabirdir bu ortamda. Söz ile güvenirsin ama kendi içinde sorgulamasını yaparsın. Kime güveneceğin ya da güvenemeyeceğin senin takdirindir. Para kazanmak için beş şehirden işsizlik maaşı alabilir, kitap çalıp satabilir, insanları soyabilir, dilencilik yapabilirsin. Bir takımın taraftarı olabilirsin, bütün görüşlere küfür edebilir, kendi görüşünü bile cehennemin dibine gönderebilirsin.

Korkunun ecele faydası olmadığı gibi, dibe vurmanın, dışlanmanın, toplum tarafından uçurumdan aşağıya atılma sonucunda hayata küsmenin de bir faydası yoktur. Bir kere düştün mü, ne güzel. Bin kere daha düşebilirsin. Sistemin ve insanların canı cehenneme… Çünkü Dövüş Kulübünden Tyler Durden der ki;

"Hayatta hiçbir zaman sahip olamayacağım yağmur ormanlarını yakmak istiyordum. Uzaya klorofluorokarbon gazları pompalayıp ozon tabakasında koca koca delikler açmak istiyordum. Dev tankerlerin boşaltma vanalarını açmak, açık denizlerdeki petrol kuyularının kapaklarını kaldırmak istiyordum. Yemeye paramın yetmediği bütün balıkları öldürmek, asla göremeyeceğim Fransız kumsallarını kirletmek istiyordum.

Bütün dünyanın dibe vurmasını istiyordum."

Evet, tam olarak yaptığımız burada bu. Dünyayı ateşe vermek istiyoruz, aynı zamanda nefes almak istiyoruz. Canımız sıkılınca, damar yolu bulup bu hayata kısa süreli veda etmek istiyoruz. Kopmak, kaçmak, yok olmak istiyoruz. Bu güzel anlatımlı konunun ufak bir tehlikesi var. BAĞIMLILIK! Bağımlı olmama ihtimalin yoktur. Neyden bahsettiğimi çok iyi anladın. Beyazdan uzak durmazsan, kölesi olursun. Dibe vurmuş bir köle, yolun sonuna daha yakın bir köledir.

"Toplum, davranışları kendi normlarının dışında kalan insanları emebilmek için yapay ve dolambaçlı bir mantık icat eder." #37764924

Sistem…

Sistemin en iyisi bile seni yutar. İnsanın olduğu yerde, özgürlük asla en saf haline bürünemez. Bir el, senin ne yapman gerektiğine işaret parmağını kullanarak karar verir. Toplum, aykırı olanı değil, basit olanı seçer. Kendi basitliklerinin üzerine çıkanları dışlamaya çalışırlar, onları aykırı ilan edip, yerlerde sürüklerler. İşaret parmakları her zaman bir hedef üzerindedir. Senin, sınırların dışına çıkmana izin vermezler. O yüzden iki seçeneğin var: Ya onlar gibi olup, bu pisliğe batarsın ya da karşı tarafa geçip, en azından kendi dibe vurmuşluğunla kendi sonunu hazırlarsın. Seçim senin… Sonuçta "Büyük Biraderler Seni İzliyor" olacaktır...

https://ibb.co/sqKvN7w

Kitaptan kendince birkaç sonuç çıkaracak ve kafanda bir şeylere şekil vereceksin. Büyük olasılıkla ne düşünüyorsan yapmayacaksın. Bir kitaptan yola çıkarak diyeceksin ama yanılacaksın… O kadar çok şey çıkar ve değişir ki, tahmin bile edemezsin.

Sonuç:

Hayatının belki de hiç altüst olmayacağını, dibe batmayacağını düşünüyorsun. Kitabı okuduktan sonra, tekrar düşün derim. Olasılıkların çokluğu karşısında şaşıp kalırsın.

Diyebileceğim son şey;

Her ölümlü, er ya da geç Irvine Welsh ‘in Trainspotting kitabının tadına bakmalı.

***
Korkulacak bir şey yok, standartların dışına çıkmak için bir adım at ve bu KÜLT eseri oku. Daha sonrasında ise filmini de izlemeyi unutma.

***

"Yabancı bi odada yabancı bi yatakta, kendi pisliğime bulanmış olarak uyandım. Yatağa işemişim. Yatağa kusmuşum. Yatağa sıçmışım." #37679518

***

Olmaz deme, olur…
İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.
Yeraltı hayattır… 9/10
352 syf.
·Beğendi·10/10
Okurken kahkahalara boğulduğum, midemin bulandığı, gözlerimin dolduğu, kendimden bir şeyler bulduğum, benden çok öte bir hayata şahit olduğum, kızdığım, üzüldüğüm, kıskandığım ve şiddetle tavsiye edeceğim kitap. Yorumlarda argo kelimelerden rahatsızlık dile getirilmiş. Ben abartılı yada gereksiz anlatım görmedim. Böyle adamların yanında olmanın keyfine varın, baktıkları açıyı yakalayın yeterli bence.
352 syf.
·15 günde·Puan vermedi
90’lı yılların ortaları…

Refah partisinin “belediyeciliği” ile halkın hiç de azımsanmayacak bir kesiminin gönlünü fethettiği yıllar…

İstanbul Kanatlarımın Altında filminin, Türk seyircisini sinema salonlarıyla barıştırmaya gücü yetmeyince bir “Eşkıya”nın arabulucuk yapmasından az bir zaman önce…

28 Şubat’a ise 5 kala…

Bir yatılı ortaokul öğrencisi, güçlü fikrin taraftarı olmaya dünden hazır olan çevresindeki insanlardan sıkılmış, fizik dersini vermek zorunda kalan iş teknik hocasından çok da öğrenebileceği bir şey olmadığı ukalalığı ile, Ümraniye’nin caddelerinde avare avare dolaşırken, Refahlı belediye tarafından, İslami ağırlıklı filmler göstermek niyetiyle, konferans salonundan sinema salonuna devşirilen bir yerin önünden geçtiği sırada bir adam panoya bir poster asar.

“Ayemnatgoingtusukul” seviyesindeki İngilizcesi ile filmin adından pek de bir şey anlamasa da; asılan posterin, bulunduğu mekanla uyumsuzluğu onun deli akan ergen kanını hareketlendirir.

Piyasa ile karşılaştırıldığında oldukça ucuza gelen öğrenci bileti ile, boş sinema salonlarının değişmez müdavimleri olan “öpüşengilllerin” bile olmadığı bir sinema salonunda neredeyse kendisine özel bir gösterimle karşılaşır.

Film, Yeşilçam ağırlıklı ucundan azcık bir sinema bilgisi olan ergeni şoke eder. Çok farklı bir şey vardır karşısında. Evet, Kafdağı’nın ardındaki sır değildir anlatılan. Ama anlatış şekli çok farklıdır. Hele o klozet sahnesi…

Bunu kesinlikle herkesin görmesi gerekmektedir. Film sonrası, projeksiyon makinesinin olduğu odaya koşar ama kimsecikler yoktur. Ardından hemen afişin olduğu yere koşar. Yaz zamanı, filmlerin matineleri namaz saatleri dikkate alınarak yapılmış. Bu çok iyi oldu diye düşünür. “Sofular” diye takıldığı, kendi okulunun yanındaki, İmam Hatip’e giden kafa çocuklara bile haber verebilir.

Ahmet San’ı bile kıskandıracak bir organizasyon sonrası 30’ a yakın ergen sinemaya “akına” gitmektedir.

Henüz Nazım ile tanışmayan bünyeleri, yine de güneşi bile zapt edecek kadar heyecanlıdır.

Toplum mühendisliğine savunan, öğlen filmi seyreden ergen tüm arkadaşlarının ufkunu açacağına inandığı (!) filmi bir kez daha seyretmek için en önden gitmektedir.

Salona vardıklarında “espriden anlamayan kader” in bir eşek şakası ile karşılaşırlar.

Panoda, Rusya’da dinlerinden dolayı baskı gören bir grup Müslüman ile ilgili, bir filmin afişi asılı durmaktadır. Bizim ergen, arkasını döndüğünde ise, Timur’un karşısındaki Nasrettin Hoca’dan bile beter duruma düşer. Alternatifi olmadığından orada öylece duran birkaç kişinin dışında herkes dağılmıştır.

Bu yaz gününde sinemaya gitmek zaten akıllı kişinin işi değildi ki…

Olay sonradan ortaya çıkar. Dağıtımcının çırağının yaptığı bir yanlıştır. Hemen film değiştirilmiş. Film makinisti bir daha ne izlettirdiğini daha iyi kontrol etmesi konusunda uyarılmış. Filme bilet alanların “resmi” sayısı sadece “1” olduğu, diğerleri makinistin kankaları olduğu için makinist işten atılmamış.

Ergen Kadıköy’ e gider bir kez daha seyretmek için ama bu filmin vizyondan çoktan kalktığını öğrenir. Zaten gişe rekorları da kırmamışmış.

Sonuç olarak biri bir yanlış yapmış. Ve bu yanlış sadece ve sadece bir kişinin sinemaya bakışı konusunda derin bir iz bırakmış…

Hala okumaya devam edenler kaldıysa kitaptan da biraz bahsedelim dimi ama.

Filmin yüzü suyu hürmetine bu kitabı okuduğumu yukarıda zaten kısaca ( ! ) anlattım.

Kitap çok hızlı. Ama öyle böyle değil.

İskoçya deyince aklınıza hemen, Sömürgeci İngiltere’nin üvey ve asi çocukları yani William Wallece’ları geliyorsa, bu fikri hemen kafanızdan çıkarın. Uyuşturucu ve getirdiği tüm iğrençliklerle yaşayan gençler var karşınızda.

Yazar bir yengeç sepetinin içini anlatıyor aslında. İçerdekilerin hepsi şikayetçi ve hepsi dışarı çıkmak istiyor. Aslına bakarsanız tüm yengeç sepetlerinde olduğu gibi bu sepetinde ağzı açık. Ama ne zaman biri ben dışarı çıkacağım arkadaş deyip biraz tırmansa bir diğeri onu aşağıya doğru çekiyor. Kimse çıkamıyor…

Kitaba başlar başlamaz uyuşturucu krizinde bir “keş”, “müptela”, artık ne uygun görürseniz, peşinde koşuyoruz. Bu arkadaş “mal” ihtiyacını hafifletmek için sürekli konuşuyor.

Tamam ne meramı varmış anladım derken tam karşı yönde daha yüksek sesle ve daha ilgi çekici şeyler anlatan başka bir İskoç genç görüyorsunuz. Ve diğerini bırakıp başka bir yönde ilerlemeye başlıyorsunuz. Yalnız bu takip hiç de kolay değil.

Sanki 70’lerden kalmış bir gazeteci gibi elinizde bir mikrofon ve omzunuzda söylenenleri kaydeden bir teyp taşıdığınızı düşünün.

Teyp deyip de geçme tanı !

Hollywood filmlerinde Afro-American gençlerin omuzlarında taşıdıkları teypler kadar büyük bir teyp omzunuzdaki.

Kitabın hızına çoğu kez yetişemiyorsunuz. Ve okurken çok yoruluyorsunuz.

İster transa geç, ister zikir çek, ister aşık ol, istersen de damarlarına zehri doldur…

Hepsinin ortak amacı; içinde bulunduğun, sana yetmeyen, anlayamadığın saçmalıktan kurtulup,çok kısa bir süre için bile olsa, arzuladığın ütopyaya ulaşmak değil mi?

https://www.youtube.com/watch?v=zSif77IVQdY
352 syf.
·10/10
Filmi defalarca izlemiş olmama rağmen, kitabı sonradan okuduğumda bağdaştıramadığım, hayalimde canlandıramadığım olaylar silsilesi.. Kitapta çözemedim her konu için açıp filmi tekrar izliyordum. Film efsane, kitap efsane. Favorilerde, her zaman.
550 syf.
·15 günde·5/10
Trainspotting' i severek okuduğum hatta filmini de çok beğendiğim için madem devamı niteliğinde bir kitap daha yazmış İrvine Welsh, ben de devam edeyim diye bir hevesle başladım. Hatta okumadan önce hatırlatma olsun diye Trainspotting filmini keyifle izledim. Aynı keyfin bu kitapta da devam etmesini istedim ama olmadı. İlk kitaptan tanıdıgımız baş karakterler beni hayal kırıklığına uğratmadı. En sevdiğim Spud yine Spuddı işte. Bu kitabın baş kahramanı bu sefer Renton değil Sick boy' du bence onun üzerinden gidiyor gibi geldi bana genelde.
Yeraltı edebiyatı okurum hem de severek okurum ama bu kitaptaki pornografi, küfürler, sürekli bir kenar mahalle argosunun hiç ara vermeden devam ediyor oluşu beni yordu. Hevesimi kırdı açıkcası. Dört beş sayfa boyunca bir porno film senaryosu okumak zorunda kaldım ve sıkıldım.
Marquis de Sade' nin kötücül bir yazımı vardır sevmediğim. Onun kötücül ruhunu hissettim bazı sayfalarda.
Benim bu rahatsızlıklarımın dışında aslında kitabın bana göre ana konusu - biraz geri planda kalmış gibi görsem de- varoşların, toplumun dışlanmış ve yoksul kısmının yozlaşması ve bunun kısır döngüye girmiş olması idi.
Keyifle okuduğum bir kitap olmadığı için tavsiye edemiyorum.
550 syf.
·Beğendi·10/10
Trainspotting kitabını okudunuz ve beğendiyseniz kesinlikle bu kitabı okumalısınız! Aynı karakterlerin 20 yıl sonra ki durumlarını kim merak etmez ki?!
352 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Trainspotting, yeraltı edebiyatının kült başyapıtı.Bu kitabın kapağında da yazan ve tartışmaya kapalı bir konu benim için.İki tane sinema filmi çekildiği için yeraltı edebiyatının en popüler eserlerden bir tanesi.Kitap hakkındaki yorumlarıma gelecek olursak.Konu aslında bir çok yazarın yazmaktan çekindiği ve son çare yeraltı edebiyatını besleyen çağımızın gençleri arasında çok önemli bir sorun: Uyuşturucu.Kitabın ana içeriğinin ana kaynağı uyuşturucu olması sebebiyle aslında bu konuyla ilgili soruya cevap veriyor.Mesela "İnsanlar neden uyuşturucu kullanır ?" ya da "Uyuşturucunun zararları nelerdir ?".Bunun yanı sıra HIV hastalığına sahip bir insanın ruh hali ve nasıl yaşama tutunması gerektiği ile alakalı olarak önemli noktalara değiniyor.Benim en sevdiğim nokta ise karakterler aracılığıyla yazarın felsefi görüşlerini tiratlarla okuyucuya aktarması.Özellikle 'Hayatı Seç' tiratı Fight Club ile oldukça benzerlik gösteriyordu.Son ise gayet olması gerektiği gibiydi.Çünkü bu kadar boka batmış adamların ahlaki değerlerinin de belirli noktalarda farklılık gösterip kayması oldukça mantıklı.Mesela Sick Boy maymun iştahıyla bütün kadınları bir seks objesi olarak görüp elden geçiriyor, Franco ne kadar dostların birbirine yamuk yapmaması gerektiğini düşünse de bir çocuğu sırf sesi kötü diye yorulana kadar dövebiliyor, Spud oldukça utangaç ve zararsız gibi görünse de hırsızlık onun için büyük bir tutku ve Rent Boy da belki de bu grubun üniversiteye en yakın üyesi olması dolayısıyla olaylar üzerine mantıkla yaklaşma ve bakış açısını derinlere çekebilme yetenekleri daha gelişmiş olsa da fırsatı bulunca arkadaşlarını satmaktan çekinmiyor.Neyse sıkmadan, eğer yeraltı edebiyatı hoşunuza gidiyorsa direkt edinip 2 gün içerisinde bitirmeniz gereken bir eser.Kitap ile kalın.
352 syf.
·36 günde·Beğendi·Puan vermedi
Trainspotting ve T2'yi çok seven biri olarak başladım kitaba. Film için epey sağlam diyete girmiş bir kitap olduğunu belirteyim ana yapı hariç çok fazla ek var. Filmi çok seven diye başta belirtmemin sebebi de okurken zorlanmam. Dil alışık olmayanlar için biraz küfürlü gelebilir ama bu kadar dibe batmış itin köpeğin arasında hissetmenizi sağlıyor. Toplumsal mesaj da veriyor toplumu s***ir edin de diyor ama olay örgüsü yavan kalıyor kitabı bitirmem epey zamanımı aldı. İkinci kitabı da 5-6 aya anca bitirir yazarım
550 syf.
·16 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle kitabın isminin 'Porno, olması sizi yanlış düşüncelere yöneltmesin. Kesinlikle okuru tahrik etmek amacıyla pornografik unsurlar kullanılmamış fakat hikaye içerisinde sık sık argo kelimelere ve küfürlere rastlamak mümkün ki bu doğrultuda kitap okumamışsanız bu durum, biraz rahatsız edici olabilir. Irvine Welsh'in önceki Trainspotting romanının devam niteliğinde bir roman. İskoçya'da kimlik çatışması yaşayan bir genç grubunun başına gelenler resmediliyor hikayede. Hikayedeki gaye, gençlik bunalımlarından kurtulamayan insanlar orta yaşlara geldiklerinde halen bir dizi hatalarla yaşamak durumunda kalıyor; bu bunalımlardan kurtulup da bir yerlere gelip, para kazanan orta yaşlı insanlar ise tüketim toplumunun monotonluğuna kapılıp ; kendilerini bir tüketim yarışı içerisinde buluyorlar. Tuketim toplumuna acımasız eleştiriler getiren Welsh'in bu romanı; aleni olmasa da sosyolijik analizler bütünü ki bu analizleri yaparken Welsh, uyuşturucunun ve seksin toplum içindeki menfi fakat kabul edilmesi gereken konumundan faydalanıyor. Bol içerikli, sürükleyici, verimli aynı zamanda rahatsız edici bir roman bu. Bence bir başyapıt. Çevirmen de gayet başarılı. Okumalısınız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Irvine Welsh
Unvan:
İskoç Yazar
Doğum:
Leith, Edinburgh, İskoçya, 27 Eylül 1958
Irvine Welsh (d. 27 Eylül 1958, Leith, Edinburgh, İskoçya), Trainspotting romanıyla ünlü İskoç yazar. Çok sayıda kısa film yönetmiş olmasının yanı sıra, oyun ve senaryo yazarıdır.

Yaşamının ilk yılları ve öğrenimi

1961'de Leith'ta doğdu. 4 yaşındayken, ailesiyle işçi mahallesi olan Muirhouse'a taşındı. Burada büyüdü. 16 yaşında okulu bırakarak yeni oluşmaya başlayan Punk Rock piyasasına katılmak için Londra'ya taşındı. Londra'da çeşitli işlerde çalıştı ve uyuşturucu kullanmaya başladı. 1980 sonlarında yeniden Edinburgh'a döndü ve üniversitede bilgisayar okurken bir yandan da yazmaya başladı.

Yazarlığı

The Acid House Britanya'da 1994 yılında basıldı, aynı sene 1993 yılında yazmış olduğu Trainspotting de yayımlandı. Yazarın bu romanı sinemaya uyarlandı ve büyük ün kazandı. Bir sonraki romanı, Marabou Stork Nightmares oldu. Bu roman, hastanede komada yatan bir holiganın yaşamının ve düşüncelerinin keşfidir. Daha sonra Ecstasy adlı kitabı çıktı, üç uzun hikâyeden oluşan bir kitabı da eleştirmenlerden olumlu eleştiriler aldı. Filth,Welsh 'in her zamanki birinci tekil şahıs anlatımından ahlaksız, şiddet yanlısı ve kindar bir polisin hikâyesini anlatır. Kitap olumlu eleştiriler alır veVillage Voice Literary Supplement tarafından 1998 yılının en iyi 25 kitabı arasında gösterilir.

Welsh'in en uzun ve tutkulu çalışması Glue, 2001 baharında satışa çıkar. Edinburgh'un sosyal konutlarından dört çocukluk arkadaşının hikâyesi yaklaşık 40 yıl sürer ve onları orta yaşlarına kadar takip eder. Yazarın imzası haline gelen kara mizah ve makineli tüfek hızındaki diyaloglar yerli yerinde dursalar da, eleştirmenler romanın yazarın olgunluk çağını ve dinginlğini haber verdiğini söylerler. Trainspotting 'in devamı Porno 2002 temmuzunda çıktı. Oyun yazarı olarak In-yer-face akımına dahil edilebilecek eserler vermiş olan Irvine Welsh bekardır ve Londra ve Edinburgh'da yaşamaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 41 okur beğendi.
  • 252 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 326 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.