Şayet dünya üstünde ve bütün hiçlikler içinde tapınılacak bir tek inanış varsa; şayet aziz, saf, yüce bir şey varsa; sonsuzluğa ve belirsize karşı hissedilen o ölçüsüz arzuya, ruh adını verdiğimiz o arzuya giden bir şey varsa; o da sanattır.
Ve çoklukla, çoktan geçip gitmiş herhangi bir güzel günün anısı karşısında kendimden geçiyorum; hâlâ kulaklarımda çınlayan ve hâlâ neşeyle kalbimi çarptıran kahkahalar ve gülüşlerle ve beni acıyla gülümseten çılgın ve neşeli bir günün...
Elveda! Ve oysa ben seni nasıl da sevebilirdim, nasıl öperdim, kollarımda nasıl sımsıkı tutardım! Ah! Aşkımın icat ettiği bütün delilikler ruhumu tatlı tatlı paralıyor. Elveda!
Sesindeki bütün ezgileri acaba size hiç anlatabilecek miyim, gülüşündeki bütün zarafetleri, bakışındaki bütün güzellikleri? Bunun nasıl da insanı aşktan öldüren bir şey olduğunu söyleyebilecek miyim?