"Hayatımın en mutlu ânı dediğim şey bitip ayrılma vakti geldiğinde, küpenin teki ikimizin arasında, çarşafın kıvrımları içerisinde gizlenirken, Füsun gözlerini gözlerimin içine dikti.
'Artık bütün hayatım seninkine bağlı.' dedi alçak sesle."
"Ona bakarken, çok tanıdık birini görüyormuşum, onu biliyormuşum duygusuydu bu.
...Sanki kendimi onun yerine çok kolay koyabilir, sanki onu derinden anlayabilirdim."
"Ne olmuştu da, 'Seninle dünyanın her yerine gelirim,' diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen'di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?"
Tek bir alıntı tüm kitabı özetliyor diyebilirim. Önce bir Müzeyyen tanıyoruz. Sadık, hep bir adım uzakta. Ardından bir Müzeyyen daha tanıyoruz. Her an uçmak için kanatlarını açmış bekliyor. Sonra bir bakıyoruz, aslında biz Müzeyyen'i falan tanımamışız. Müzeyyen yokmuş. Müzeyyen bir et kemik bile olamamış.
Kitabı okurken bir kadın olduğuna hep inandım aslında. Belki Müzeyyen değildi ama başka bir kadın vardı emindim. Yarıda kalmış bir hikâye vardı ve başkahraman hikâyeyi Müzeyyen ile tamamlıyordu ya da tamamlamaya çalışıyordu. En azından çaba gösteriyordu.
Ancak okuduktan sonra ve filmini izledikten sonra bir şeyler kafamda oturdu diyebilirim. Düşündüğüm gibi ilerlemeyen bir senaryo olduğunu fark ettim. Bu da kafamdaki soru işaretlerini gidermemde yardımcı oldu. Gariptir ki ilk defa kitap uyarlaması olan bir filmi de beğendim ve keyifle izledim.
Kitap güzeldi, yalan yok. Üslubundaki özensizliğin verdiği samimiyet ve hikâyenin bir hayli kısa oluşu okumayı kolaylaştırıyor. Zaten elde sürünecek bir kitap da değil.
Kitabı okurken birçok alıntı işaretledim. Kısa ama etkisi uzun bir kitap. Şans verilebilir bence. Sonuçta kime ne zarar gelir bir kitabı alıp okumaktan?
"Her şeyin iyi gittiğini nerden çıkarıyorsun?" dedi. "Herif rüzgârı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra telleri takılır gibi kadına geliyor gece yarısı."
"Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku." dedim.