Hz Süleyman ve hüdhud kuşu Hz Süleyman Hüdhud kuşu Neden beni desteklediniz seçimlerde? " "Öteki şeytandan az daha iyiydiniz. Hepsi bu. " Fırtınadan Sonra Howard Fast Eniz ☭Eniz ☭ Kuraanda anlatılır Hüdhud kuşu Hz Süleyman kıssası anlatır onun huyunu Bazen seçim hakkınız yoktur Şeytanın iyisini seçime mecbursunuzdur Hüd hud kuşuda uçuyordu göklerde Ne zaman bir Kuraan sesi duysa Oturur dinlerdi kıssalar izlerdi beşerleri Herkesin bir hikâyesi vardı Ve her hikaye bizi tefekküre çağırırdı Hüdhud kuşuda gezdi şehirleri Zülkarneynin nasihatlerini dinledi Hüd hud Şehit kabirlerini dua ile suladı Ve her güzel ötüşte zikir ile hakikati aradı Şehit kabirlerinde Kuraan ayetleri okudu Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma Onlar diridirler ölmezler nasiplenirler Şehitler Rablerinin yanında rızıklanırlar Onlar sevinç ve müjde içindedir
Şiir
Gitmeni istemiyorum biliyorum dönmeyeceksin. Her şey anlamını yitirdi biliyorum un ufak oldu gitmene izin veriyorum. Zor olsa da denedim çok denedim hemde. Çok denedim. Kanadım her yerimden ağlamam bitti içimdeki bağırıp çağırmalar bitmiyor ama ağlayacak gözyaşım bile kalmadı. Acımı serbest bıraktım. Yarın tüm gün yatakta uyumak ısmarladım sorumlulukta istemiyorum yetişkinlikte. Bunu tek başıma çözücem nasıl bilmiyorum ama çözücem sessizliğe ihtiyacım var kaybolmaya. Bu sefer senin bile bulmana izin vermicem. Sana yazdığım mektupları alaya aldın gizledim yazdıklarımı. Sana yazıp özleyip herkes bu aşkın tadını merak ederken senim kalbinde minik titreşim bile yaratamadım. Koşmuyorum artık dizlerim koşup düşmekten kan revan. Gitmek istiyorsun tüm yollar senin gidebilirsin artık dönmeyeceksin biliyorum git çünkü böylesi senin için daha iyi daha güzel. Tutmaya gücüm kalmadı giden güzelliğim ve gençliğime üzülmüyorum sendeki bitişi gördüm artık yerim yok orada özgürsün sakince oturup yaşıcam sen özgürsün
Reklam
KelebeğinGünlüğü25
Yine sessiz kimsesiz bir gece... Her şey yolunda gidiyor gibi görünürken nasıl da gelip tam kalbimin üstüne oturuyor bu his. Aptal aptal şeylere kırılmayı bırak İrem. Gerçekten bırak. İnsanlar fark etmiyor bile bazen, sen içinde yüz kere kurup yüz kere dağıtıyorsun. Hevesimin kırılma süresi üç salise falan. Bir şeyi çok iste çok heyecanlan hayalini kur... Sonra küçücük bir şey olsun ve bütün ışığın sönsün. Böyle yaşanır mı ya? Bipolar mısın kızım, nesin? Bir an dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyorsun, bir an sonra tavana bakıp neden yine böyle oldum? diye düşünüyorsun. Sonra konuş. Durmadan konuş. Aklına gelen her şeyi söyle. Dilinin kemiği yok zaten. O an içinden ne geçiyorsa dökülüyor ağzından. Sonra gece olunca dönüp tek tek hatırla söylediklerini. "Keşke bunu demeseydim. Keşke şunu anlatmasaydım. Keşke biraz susabilseydim." diye kendini yiyip bitir. İnsanları sıkıyormuşsun gibi hisset. Yük oluyormuşsun gibi hisset. Sen anca ağla. Güçlü olmaya çalış, sonra gece olunca sessiz sessiz ağla. Kimse görmesin diye yastığa dön yüzünü. Gözyaşını silecek biri var mı? Telefonu eline alıyorsun, yazacak kimse bulamıyorsun. Yazsan ne diyeceksin zaten? "Canım acıyor." mu? Sebebini bile bilmediğin bir acıyı nasıl anlatacaksın? Aptal kelebek işte. Yarın güzel bir gün olacak demişler, inanmış. Bu sefer farklı olacak demişler, inanmış. İnsanlar kalacak demişler, inanmış. Kendi kendine umut vermiş durmuş. Sonra da her kırıldığında şaşırmış. Sanki ilk kez oluyormuş gibi. Baya iyisin var ya. Hı hı, kesin. Psikolojin falan da taş gibi. Gece üçte kendi kendine hesaplaşmalar yapman, durduk yere gözlerinin dolması, en küçük şeyleri günlerce düşünmen tamamen sağlıklı davranışlar zaten. Böyle devam et sen. Git sabahla şimdi. Zaten uyusan ne olacak? Düşünmekten yorulmuş beynini biraz daha
“Bana uzun uzun sarıl bi sarıl olur mu kocaman ve uzun” dedi. Olur dedim ama sstım yüzümü. Noldu neden astın yüzünü diye sordu.. “Sarılamama ihtimalini düşündüm bi an.” dedim. “Sarılırız”dedi. Birine inanmak tam olarak tek bir kelimeden ibaret işte. O bana sarılamama ihtimalimize rağmen “sarılırız” dedi diye içimi doldurdum umutlarla.. Uzun uzun sarıl kocaman dedi ama ben bi kaç saniyeye bile razıydım. Ha şimdi ha birazdan diye diye gün bitti. Gözlerinin içine baktım uzun uzun anlar mı diye ama anlamasına gerek yoktu ki bilirim en az benim kadar beklediğini o anı,bıraksam oracıkta sarılırdı bilirim ama işte Eylül hanım insan dip dibeyken de böyle hasret kalmayala imtihan edilirmiş bu hayatta. Burun buruna da yüreğine düşermiş kor ateşte şifası yanındayken bir damla suyuna muhtaç kalırmış insan böyle sevince. Açsam kollarımı, Sarsam dört bir yanını, Doldursam gönlümce seni içime, Akıtsam neyim var neyim yok arınsam kokunda, Şifa bulsam nefesinde, Huzura ersem göğüs kafesinde dedim her gözlerine uzun uzun baktığımda. Oracıkta herkesin içinde Allah biliyor ya nasıl seviyorum ben bu adamı diyip içimdeki özlemle kocaman sarılmak istedim her gözüne baktığımda. Sarılamadık bugün.. Son ama kadar bekledim. Kapının dışına çıkıp giderken camına baktım dönüp dönüp gel sarılamadık küçücük sarılayım öyle git der gibi bakar mı umuduyla ardıma baka baka bıraktım onu orda. Kime neye kızıyorsam bi hırsla bastım geldim sonra. Saatlerdir düşünüyorum. Kimi suçlamam gerektiğini bulamıyorum. Söylesene Eylül; Sarılırız dedi de sarılamadık diye ona mı kızayım, Hadi bi fırsat buldum gel sarılalım diyemedim o fırsatı bulamadım diye kendime mi kızayım, Yazılan kadere mi isyan edeyim, Burnumun ucundayken,kokusu içime dolarken dokunmayı haram kılan ama sevgisini de yüreğime dolduran Rabbime mi
Sevgi dili 26..
İçindeki yorgunluğu kimse bilmiyor mu? Gel… Bu sefer güçlü görünmeye çalışma. Bazı insanlar “iyiyim” derken bile yardıma ihtiyaç duyar. Kendini unutmuş gibi mi hissediyorsun? O zaman sana seni hatırlatırım. Eskiden neye güldüğünü, neleri severek yaptığını, kalbinin ne kadar güzel olduğunu… Çünkü insan bazen kendini kaybetmez, sadece çok yorulur. Kırıldın mı? Yanına otururum. Hemen toparlanmanı beklemem. Bazı yaraların aceleye değil, şefkate ihtiyacı vardır. Geceleri yine zor mu geçiyor?
30 MAYIS 1924 - Fikriye Hanım'ın Ankara'da intiharı. Ve Mustafa Kemal'in kendisi için yazdığı şiiri: "İçsem de bir kadeh hayat iksirinden, zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den. Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden, Ümmid-i aşkım saracak seni, cefakâr teninden." Fikriye Hanım, Münih'ten İstanbul'a döndükten sonra, Atatürk'ün Ankara'ya gelmesine izin vermemesi üzerine kısa bir süre İstanbul'da kalmış, daha sonra Gelibolu'ya giderek, eskiden tanıdığı bir ailenin evinde bir sene kadar misafir edilmiştir. Ancak 1924 yılı mayısının sonlarında, başkasına ait bir nüfus cüzdanını kullanarak Gelibolu'dan İstanbul'a, oradan da Ankara'ya gelmeyi başarmış, 30 Mayıs günü Atatürk'le görüşmek üzere Çankaya'ya gitmişti. Köşke varışında bu arzusunun yerine getirilemeyeceği kendisine söylenildiği zaman, geri dönmek üzere -beklemekte olan- payton'a binmiş, payton'da, yanında taşıdığı tabanca ile intihar etmiştir. Fikriye Hanım’ın intiharı Latife Hanım biz gençlere diyor ki: “ATATÜRK, MİLLETİNİ ÇOK AMA PEK ÇOK SEVİYORDU. HAYATINI TÜRK MİLLETİNE ADAMIŞTI. SEVİLMEYİ DE AYNI DERECEDE İSTİYORDU. SİZ GENÇLER, O’NU SEVMEK, O’NU SEVDİRMEK İÇİN MÜTEMADİYEN O’NDAN BAHSEDİNİZ, O’NA DAİR YAZINIZ.” FİKRİYE HANIM’IN İNTİHARINI ATATÜRK’ÜN ENİŞTESİ MUSTAFA MECDİ BEY’İN HATIRATINDAN DİNLEYECEĞİZ: —“ Benim bildiğim ve gördüğüme göre, ATATÜRK ‘ün şahsi sebeplerde en çok üzüldüğü, müteessir olduğu olay, FİKRİYE ‘nin intihar edişidir. Bizim ailece FİKRİYE dediğimiz bu çok güzel hanım, ATATÜRK ‘ün üvey babasının erkek kardeşinin kızı olmak dolayısıyla, bilhassa ZÜBEYDE Hanım’ı sık sık ziyarete gelir, AKARETLER ‘deki evimizde günlerce misafir kalır ve bu arada MUSTAFA KEMAL PAŞA ’yı da bir ağabey gibi sever, sayar, her hizmetinde bulunurdu. Hele nikâhlanarak birlikte gittiği bir MISIR ‘lı ile harem
Reklam
Reklam