Puan vermedi·220 syf.··
2018 73. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 29 Temmuz 2018 00:00
Yitik Ülke YayınlarıYitik Ülke Yayınları yayınlarından yazarın okuduğum üçüncü kitabı oldu #şeytandisko Müthiş etkilenmeme rağmen, diğer ikisiyle arasında bir seçim ya da kıyas yapamıyorum. İkisinin de beni benden alan 'en' leri vardı. Çocuk yaşta yaşadığı sezgileri, öngörüleri olan ve bunlara gereken anlamı veremeyen, hayatını bu şekilde sürdüren Deniz'in gözünden görüyoruz herşeyi. Ana karakterimiz Deniz olmasına rağmen, öngörüleri sayesinde her haliyle rüyalarıma giren Raşel karakteri oldu. (O nasıl bir kabustur, sadece okuduğum 'şeytan disko' satırları çığlık olarak nasıl gelir kulağıma, bu okuyucuya nasıl bu kadar net geçirilir, bize yazık değil midir sevgili @yaprinka ) (bu arada en çok şaşırmama neden olan karakterim Deniz'in babası, en "bi elime geçirsem" karakterim ise Levent oldu) Kızdığım, sorguladığım, kortkuğum yerler çok oldu ama, karakterlerin sağlamlığı sayesinde koptuğum yer olmadı kurguda. Deniz'in araştırmasına bayağı inandım mesela. Medyumla kurulan irtibat sahneleri çok gerçekti. Bir yerden sonra verilen şarkı listesini dinleyerek okumak daha çok heyecanlandırdı beni. O kadar çok kilit noktam var ki, ipucu vermeden anlatmakta zorlanıyorum. Kesin olan şey Yaprak Hanım çok güzel oynuyor aklımla sağolsun. Okuma fırsatı bulamadıysanız, hem çok içimizden satırları olsun, hem sevelim hem gerilelim diyorsanız buyurun diyorum. Keyifli okumalarınız daim olsun...
Şeytan DiskoYaprak Öz · Yitik Ülke Yayınları · 2015313 okunma
İnsandan kaçmak kolay, kendinden kaçabilirsen.
Puan vermedi·704 syf.··
2026 213. kitabı
Romana başlamadan gizemli bir cinayet bekliyordum ama suçun psikolojik yönüne bu kadar dokunacağını tahmin etmiyordum açıkçası. Suç nedir? Başkalarına zarar vermek mi yoksa kişinin ve toplumun vicdanına ters gelen herşey suç mudur? Suç işleme isteği kişide doğuştan mıdır? Yoksa fırsatını bulan herkesin suça eğilimi olabilir mi? Suçun cezası hapis, kürek cezası vesaire fiziksel zorlamalar mıdır? Yoksa kişinin vicdanının dayanılmaz bir ağırlıkla tepesine binmesi mi? Romanın ana kahramanı Raskolnikov ilginç bir karakter. İşlediği cinayet para için mi, hastalığından mı, öldüreceği kişinin yaşlı ve topluma faydasız olduğunu düşünmesi mi? Ya da hepsi birlikte mi cinayete sebep olmuştur? Aslında niyeti ilk aşamada para olsa da sonrasında iç sesi ve hisleriyle karşı karşıya kalınca çaldığı paraları dahi ne saymıştır ne de kullanmıştır. Kitaptan benim anladığım tek cümle ile En büyük mahkeme insanın kendi vicdanıdır orda aklanmayan rahat edemez. Dostoyevski müthiş bir yazar, eseri de kendi gibi tâbi. Derler ki: Kısa bir mutluluk döneminden sonra büyük romancı ölünce, cenaze töreninde eşi Anna’ya, “Çok genç bir kadınsınız, yeniden evlenecek misiniz?” diye sordular. Anna bu soruyu, müthiş bir karşı soruyla yanıtladı: “Dostoyevski öldü, Tolstoy ise çok yaşlı. Dünyada evlenecek başka erkek var mı ki?” Suç ve CezaSuç ve Ceza Fyodor DostoyevskiFyodor Dostoyevski
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194bin okunma
Reklam
İlahi Kentler Serisi
Puan vermedi·496 syf.··
2023 11. kitabı
Büyü, Casusluk ve Zorbalık... İkisi Seride Biri İncelemede: İlahi Kentler Serisi Kara Kule, Dune, Cosmere, Üç Cisim Problemi, İlk İmparatorluğun Efsaneleri ve Kızıl İsyan gibi türlerinin en iyilerinden olan ve çok sevilen serileri ağırlayan "İnceleme(?)" adındaki masamızda bugün, ismi geçen serilere nazaran daha mütevazi bir seri olan İlahi Kentler serisini konuk ediyoruz. Ve hiç vakit kaybetmeden fantastik kurgu türünde bir seri olan konuğumuza rahatlaması için çeşitli içecekler ikram edip konuğumuzu benzer tür kitapların kendi aralarında konuşmaya daha meyilli olmasından dolayı* yan yana oturan Dune, Üç Cisim Problemi ve Kızıl İsyan serilerinin karşısına; Cosmere, Kara Kule ve İlk İmparatorluğun Efsaneleri serilerinin ise yanına yerleştiriyor ve diğer misafirlerimize İlahi Kentler serisine başlayabilmeleri için gereken basit bilgileri vererek onları tanıştırmaya başlıyoruz**(*) *Bu türcü bir tutumdur, evet. Fakat her ne kadar bizi başkalaştıran yapılarıyla kişilik sahibi olsalar da kitaplar insan değillerdir ve bu nedenle türlerine, yazarlarına, yayınevlerine veya kapak renklerine göre kategorize edilebilirler. Ama insanlar EDİLEMEZLER. **BKSBİGBB'ye nasıl bağlandık ama? İyi ama BKSBİGBB de ne mi diyorsunuz? Yenisiniz galiba... Bakıyım... YENİSİNİZ! Yaşasın yeni gelenler var! Hoş geldiniz! Umarım bir arkadaşa bakıp çıkacaktım demez ve buralarda kalmaya devam edersiniz. Kim bilir belki de BKSBİGBB'nin gizemini keşfederken Matematiğin, Kuantumun, yani "Hayatın" sırlarına da vakıf olursunuz. Sonuçta tüm büyük buluşlar en acayip yerlerden çıkma değil midir? (*)Tekil kitaplarımız nerede mi oturuyor? Onlar özgürlüklerine düşkün ve biraz da başlarına buyruk olduklarından otoriteyi reddediyor ve masamızda gösterilen yerlerine oturmak yerine sağda solda dolanıyorlar. Bu
Mucizeler KentiRobert Jackson Bennett · İthaki Yayınları · 201952 okunma
9/10
·376 syf.··
2026 2. kitabı
Savaş ve Açlar Başkasının başına gelenleri neden yüreğimde daha çok hissediyorum? Bu his, kendime olan saygımın ve benlik duygumun zayıflığını mı çarpıyor yüzüme? Epeydir, doğrusunu söylemek gerekirse çokça yıldır; belki de kendimi bildim bileli başkası önce gelirdi kendi varlığımdan. Nedenini düşünmekten yoruldum, istemiyorum artık bunu düşünmeyi. Benliğime, ötekine ve ikisinin omuz vererek şekillendirdiği hayat denilen şeye yönelttiğim kavrayışımı keskin bıçaklarla kesmek, kanatmak istemiyorum artık. Çok kanadım. Böyleyim işte; ister kendime saygımın olmadığını açığa çıkarsın bu özgecilik ister merhametimin özümü delip mahvedecek büyüklükte olduğunu, irademin ise nefesime dahi kuvvet veremeyecek cılızlıkta olduğunu söylesin bana, umurumda değil artık. Dünyayı böyle görmeye eğilimliyim ve ne yaparsam yapayım bu değişmeyecek. Yaşadıkça, umut edip umuduma ihanet ettikçe öğreniyorum. Başkasına yönelmiş bu adanmışlık hali; kendi duygularıma, hislerime, korkularıma ve insana dair her türlü duygu durumuna kendini layık görmeme tehlikesini içinde barındırıyor bence. Acı, başkasının acısı olduğunda onarılmaya değer oluyor. Mutluluk, ancak başkasına yaraşıyor; sevgi, ancak ötekine yöneldiğinde anlam kazanıyor sanki. Peki ya ben? Ben, benliğim, özüm nerededir bunca hengamenin arasında? Bana layık bir sevgi, bir hikâye, bir aşk, bir hüzün, bir öfke ve bir heyecan yok mudur? Varmış. Hasan İzzettin Dinamo ile öğrendim. İnsanın hikayesi Rus yazarlar anlatınca özeldi bu zamana kadar. Yalnızca o büyük Moskof yazarlar anlatabilirdi sanki varoluşa haykırılan büyük trajedileri. Yalnızca Fransızlar destansı bir romantizm yazabilirdi hayatımızı uğruna adayabileceğimiz bir masal uğruna. Sadece İngilizler bilebilirdi nezaketi, nükteyi, büyük ama temkinli iştahları. Öyle değilmiş, savaşın
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,195 okunma
Puan vermedi
Selam benim güzel kitap ailem! Bugün size, kahvenizi yapıp pencere kenarına geçtiğinizde, o kahve daha bitmeden yüreğinizi sızlatıp bitiverecek, kısacık ama etkisi kocaman bir kitapla geldim: Abdurrahman Avcı’dan Zamanın Ötesindeki Aşk. Hiç düşündünüz mü? Aşkın bir zamanı, bir mekanı var mıdır? Yoksa aşk, yüz yıllık bir uçurumu bile tek bir bakışla kapatabilir mi? Hikayemiz bizi tam 100 yıllık bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Bir yanda 2025 yılının İstanbul’unda, kendi halinde, kitapların arasında huzur bulan, günlüğüne içini döken Elif... Diğer yanda ise 2125 yılının o soğuk ve teknolojik dünyasında, "Zamanın Yankısı" projesi üzerinde çalışan bir nörobilimci, Arda... Arda, geliştirdiği bir algoritma sayesinde geçmişten bir hologram, bir yankı olarak Elif’i gördüğü an, tüm bilimsel gerçeklikler yerle bir oluyor. Ve bir adamın, hiç dokunamadığı, kokusunu duyamadığı, toprağa karışmış bir kadına, zamanın ötesinden nasıl tutkuyla bağlandığını okuyoruz. Arda'nın o aşk için kendi zamanını, kendi varlığını hiçe sayıp o 100 yıllık duvarı yıkmaya çalışması... İnanın okurken boğazınız düğümleniyor. Kitabın En Sevdiğim Yanları: Kitap sadece 60 sayfa! Evet, yanlış duymadınız. Tam bir "bir oturuşta bitmelik" kitap. Ama yazar bu kısıtlı sayfaya, hem kuantum fiziği tadında bilimsel bir merakı hem de “Gerçek olmak illa dokunmak mı sence? Bazen birisini en çok görmeden de hissedersin” dedirtecek kadar naif bir aşkı sığdırmayı başarmış. Akıcı, sade ve sizi yormayan bir dili var. Gelelim "Keşke" Dediğim Kısımlara... Böylesine güçlü ve orijinal bir konu, kesinlikle daha uzun olmayı hak ediyordu! Okurken tadı damağımda kaldı desem yeridir. Arda ve Elif'in o ruhsal bağını, 2125 yılının dünyasını ve o imkansızlığın sancılarını yüzlerce sayfa daha okumak isterdim. Olaylar biraz hızlı
Zamanın Ötesindeki AşkAbdurrahman Avcı · Ange Yayınları · 202542 okunma
Değirmen Öykülerinde Okuyucuya Bırakılan Sessiz Yorum
8/10
·144 syf.··
2026 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 00:00
Sabahattin Ali'nin ilk öykü kitabı olmasına rağmen Değirmen’i oldukça beğenerek okudum. Kitaptaki metinlerde yazarın kendine özgü o bildiğimiz anlatım tarzı daha bu ilk adımda bile çok net hissediliyor. İlk eserinde bile insan psikolojisine yaklaşımı, sade ama insanın içine işleyen etkili dili ve karakterleri işleyiş biçimi oldukça belirgin. Ayrıca öykülerde sadece bireysel hikayeler değil, dönemin toplumsal yapısı ve insan ilişkileri de çok doğal bir şekilde yansıtılmış. O dönemin toplumsal koşullarını, insanların yaşam tarzını ve o eski zamanların ruhunu satır aralarında hissetmek kesinlikle mümkün. Bu da kitabı sadece edebi değil, aynı zamanda dönemini çok iyi aynalayan güçlü bir metin haline getiriyor. DEĞİRMEN Bu öyküyü okurken beni en çok etkileyen şey, aşkın gerçekten ne olduğu üzerine yeniden düşünmek oldu. Hikayede yakışıklı bir çingene delikanlının, bir kolunu küçükken babasının değirmenine kaptırıp sakat kalan güzel bir değirmenci kızına duyduğu aşk anlatılıyor. Ama bu, kesinlikle alıştığımız türden bir aşk değil. Çünkü insanlar aşkı anlatırken hep büyük büyük konuşmaya bayılır; “şöyle seviyorum, böyle ölüyorum” der, hatta abartıp “Roma’yı bile yakarım” diyecek kadar ileri gider :))) Ama iş gerçeğe geldiğinde, o fedakarlık anı kapıya dayandığında çoğu zaman bu süslü sözlerin altının bomboş olduğunu görürüz. İşte tam bu noktada bu esmer çingene delikanlı devreye giriyor. O, aşkı sözle değil, doğrudan eylemle gösteren biri. Sevdiği kız onun yanında kendini eksik, yarım hissetmesin diye kendi sağlam kolunu da gözünü kırpmadan o değirmende kesmesi… Bu gerçekten insanı sarsan, tüylerini diken diken eden bir şey. Burada yapılan şey dışarıdan düz bir fedakarlık gibi görünse de bence aslında çok daha derin bir psikoloji barındırıyor: Sevdiği insanla amansız
Edebiyat
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,7bin okunma
Reklam
Reklam