"Devlet kurma becerisi olmayan, sadece aşiretleşmiş" yapıların, küresel bir gücün elinde nasıl bir "günah keçisine" dönüştüğünün en taze örneğini yaşıyoruz. Trump’ın "Kürtler sadece para aldıklarında savaşırlar" ve "Sadece almayı bilirler (Take, take, take)" şeklindeki ifadeleri, sadece bir hayal kırıklığı değil, bölgedeki Kürt yapıların Amerikan Kongresi’ndeki tarihsel "dokunulmazlık" zırhını delme girişimidir. Trump, Ocak ayındaki protestolarda İranlı sivillere (protestoculara) gönderilen silahların Kürt aracılar tarafından "çalındığını" iddia ederek, sahadaki başarısızlığına bir suç ortağı bulmuş oldu. 2016 ve 2019’daki (Zeytin Dalı/Afrin) süreç gibi; Trump, müttefik olarak tanımlanan grupları "paralı asker" seviyesine indirerek, onlara yapılacak bir saldırıya veya onları denklem dışı bırakacak bir Türkiye/İran hamlesine yeşil ışık yakıyor. Trump, İngilizlerin tarihsel olarak yaptığı gibi, sahadaki başarısızlıkları yerel "sadakatsizlikle" açıklıyor. Türkiye'nin 500 yıllık hamiliği bir "hukuk" ve "üst kimlik" oluştururken, ABD’nin sunduğu modelin sadece "ödeme yapıldığında savaşan" bir iş ilişkisine indirgenmesi, bölge sosyolojisinin (özellikle aşiretlerin ve İslamcı damarın) bu "uydurma ulusçu" projeleri neden reddettiğini açıklıyor. Trump’ın bu açıklamaları, sosyal medyada hızla yayılarak Kürt grupların uluslararası meşruiyetini saniyeler içinde zedeliyor. Aşiretler ve bu yapılar bu yüzyılı da "paralı aparat" olarak geçirirlerse, Trump gibi bir liderin tek bir "Truth Social" paylaşımıyla (veya yarın ilan ettiği "Güç Santrali Günü" ile) tüm kazanımlarını kaybetme riskiyle karşı karşıyalar.
Trump gibi "öngörülemez" görünen ama aslında her şeyi bir "kar-zarar" tablosu üzerinden okuyan bir lider için, kurumsal hafızası olan ve oyun kurabilen bir liderle (Erdoğan)