Bir de Hazret-i Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) nübüvvetini izhâr etmeden (ortaya çıkmadan) evvelki medeniyyetlerde kadınların vaziyetini tedkik edelim:
Eskí akvâmın en medenîsi ve sahib-i irfânı olarak tanınan Atinalılarda, kadın: Zevk âleti diye ta'rif edilirdi. Zevceler çarşılarda hayvan gibi satılabilir, başkalarına ihâle olabilirdi.
Roma medeniyyetinde kadın, zevcin müştehiyyâtının esiri addolunurdu. İlk zevceden sonra sayısız alınabilen zevceler, bütün hukukdan mahrum, hattâ çocukları bile gayr-ı meşru' addedilerek babalarının mîrâsına giremezdi.
Zerdüşt hâkimiyyetinde ise bir kanûnî izdivaç dahi bulunmuyor, bir erkek, istediği kadar kadın alabiliyordu.
Arablarla, Yahudiler arasında kız evlâdı, zavallı bır mahlûk idi.
Yahudi evlerinde kız evlad, hizmetçi mevkiine geçer, îcâbında baba onu satar, baba ölür de erkek evlâdı kalırsa o erkek evlad kızkardeşini istediği muâmeleye tabi tutardı.
Kızlar ancak varis bulunmadığı zaman, babalarının mirasına girebilirlerdi.
Varış kaçınılmazdır: Ölüm.
Oy birliğiyle varılan bir son, birleşik bir hedef.
Hiçbir ayrım gözetmeyen bir isim. Cenaze konuşmamız. Yazılmış. Yaşanmış.
Yaklaşım görecelidir: Hayat.
Tekil bir geçit töreni, kişisel yolculuğumuz.
Hiçbir ayrım gözetmeyen bir fiil. Özgeçmişimiz. Yazın.
Yaşayın.
"Kur'ân'da seküler kavramına en yakın kavram el-hayâtü'd-dünyâ kavramıdır ve 'dünya hayatı' ya da 'dünyevî hayat' anlamına gelir. 'dünya' kelimesi 'denâ'dan gelir ve 'yakınlaştırılmış şey' anlamını taşır. Demek ki dünya insanın akıl ve idrak tecrübesine ve bilincine yakınlaştırılmış bir şeydir. Yakına getirilen şeyin (dünyâ), tabir caizse bizi kuşatması ve etkilemesi gerçeği, bilincimizi, bizim son varış yerimizden (öte dünya veya ahiret) başka yöne çevirir. Bu son gidilecek yer 'daha sonra' geldiğinden bize 'uzak' gibi gelir, hâlbuki bu, 'yakın' olan (dünyâ)ın neden olduğu yanılsama ve şaşırtmadan dolayı böyledir."