Varoluşçu Yazar

Varoluşçu Yazar
@varoluscuyazar
Boğaziçi Üniversitesi
İstanbul
28 Ocak
1248 okur puanı
Ocak 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·752 syf.·
2019 95. kitabı
Bir Gün Tek Başına, Vedat Türkali’nin ilk romanı. Ellili yılların sonunda kaynayan Türkiye’yi, Menderes dönemini, toplumsal tepkiyi, kolluk kuvvetlerinin tutumunu, politize olmuş öğrencileri ve aşk olgusunu sürükleyici anlatımı ve yaptığı ustaca betimlemelerle anlatmış usta yazar Vedat Türkali. İlk romanı olmasına rağmen çoğu otorite tarafından en iyi romanı olarak gösterilir; Bir Gün Tek Başına. Bu incelemede romanın ana hatlarını ele alarak hem ‘’spoiler’’ vermemiş olacağım hem de kitap hakkında okuma öncesi güzel bir altyapı sunacağımı düşünüyorum. Keyifli okumalar. Ellili yılların sonudur ve Türkiye içten içe kaynamaktadır. Hem dünyada ABD ve Sovyetler Birliği arasında geçen kıyasıya rekabet, ki Soğuk Savaş dönemidir o yıllar, hem de içeride Demokrat Parti’nin muhaliflerine karşı başlattığı sürek avı neticesiyle kentte yaşayan Türk toplumu üzerinde büyük bir baskı oluşmuştur. Meclisten taşan muhalefet artık sokaklardadır, üniversitelerdedir, evlerdedir… Lakin iktidarın baskısı ise günden güne artmaktadır. Bu ortamda Kenan’ın karakteri ve devrimciliği, çevresindeki insanlara karşı tiksinti duymasını sağlar. Eşi Nermin’den, kayınvalidesinden, yakın arkadaşı olan ama karaktersiz saydığı Rasim’den romanın başından itibaren sonuna kadar dereceli bir şekilde uzaklaşır. Bazen düşüncesinde bunu yapar, bazen de sert bir pratikle bunu uygular. Paranın mevzubahis olduğu, muhalifliğin hainlik sayıldığı, çıkarın güdüldüğü her ortamdan uzak tutmaya çalışır kendini. Zaten romanın ilerleyen sayfalarında Kenan’nın kopuşuna neden olacak olgular bunlardır. O bu tür insanları küçük-burjuva olarak görür. Bir akşam meyhaneye arkadaşlarıyla içmeye gider ve orada Günsel ile tanışır. Kıza aşık olur. Günsel devrimcidir ve Kenan gibi pasifize edilmiş( karakolda yediği iki tokattan sonra)
Edebiyat
Bir Gün Tek BaşınaVedat Türkali · Ayrıntı Yayınları · 20256,5bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·417 syf.·
2019 93. kitabı
Bu kitabı Taksim’de sahaflık yapan emekli, yaşlı bir edebiyat öğretmeninden satın almıştım. Hatta oturup birer çay içip Beauvoir'nın Sartre ile ilişkisi üzerine konuşmuştuk. Kitap, Payel Yayınları'nın ilk baskılarından. Aralık 1971’de basılmış.(İkinci baskı) Her şeyden önce anlamak ve anlaşılmak için kadınların okumasının gerekliliği kadar erkeklerin de okuması gereken bir kitap. Okumadan önce kemikleşmiş yargılardan olduğu kadar uzaklaşmak, daha sağlıklı bir okuma yapmanızı sağlar, çünkü Beauvoir yaptığı tahlillerle beraber çoğu yerde eleştiriye başvurmuş. Feminizm, kadını erkekten üst tutma çabası, karşı cins düşmanlığı değil; toplum ve sistem eleştirisidir. Kadının üzerinden kaldırılacak olan prangaların, sömürünün bir yerde erkeği de aynı duruma düşürdüğünü gösteren bir düşüncedir. Amacı karşı cinsleri yarıştırmak ya da ayrıştırmak değildir, Beauvoir çoğu yerde buna değinir. Tabi kitaba belirli yerlerden, belirli konularda eleştiriler de getirilmiştir. O yüzden tavsiyem; genel olarak öncelikle bir görüşü iyi öğrenmenin, anlamanın yanında, görüşün eleştirilerini de okumanız. Bu mukayese ile daha objektif bir perspektif kazanılabilir. Kitabın bazı yerleri sıkıcı gelebilir size lakin ben neredeyse yarısının altını çizdim. Dikkatle okunması gereken bir kitap, ki çıkarılacak notların da bilincin taze kalması için tekrarlanması gerek. Simone de Beauvoir’nın yazdığı Kadın (Le Deuxieme Sexe - İkinci Cins) üçlemesinin ilk kitabı.(1. Genç Kızlık Çağı, 2. Evlilik Çağı, 3. Bağımsızlığa Doğru) Dönemin Fransa’sında yazılan bu kitap iki yılda doksan yedi kere basılarak rekor kırmıştır. Kitap sadece ‘’kadının’’ tarihine bir bakış açısı değil aynı zamanda toplumsal ve ekonomi politik açısından tarihi incelemesi bakımından da değerli bir eser. Kadının nasıl nesneleştirildiğini,
Edebiyat
Kadın - İkinci Cins 1Simone de Beauvoir · Payel Yayınevi · 1993768 okunma
Puan vermedi
1960'lı yıllarda Orta ve Güney Amerika'da fakirlerin, yerlilerin ve diğer ezilenlerin organize tepkiler vermeye başlaması, Latin dünyasının en etkili sosyal organizasyonu olan katolik kilisesini de sarsmaya başlar. Düzenden gittikçe artan oranda rahatsız olan katolik papazlar arasında adına "liberation theology (özgürlük ilahiyati)" denen yeni bir akım boy verir. Bir tür hristiyan sosyalizmi denebilecek bu akım, İsa'nın sadece "kurtarıcı" değil, "zulümden özgürleştirici" bir misyonu bulunduğuna da vurgular. Vatikan'da bu yeni ilahiyat eğilimine oldukça mesafeli hatta kızgınlıkla bakanlar vardır. Bunlardan biri de bugünkü papa 16'ncı Benedict (dindar bilinen biçok güney amerikalı, katolik inancında itikadi bir konu olmasına rağmen, bu yeni papa'ya ağız dolusu küfür ederler ki, biraz da bu tarihi sebepten.) Bu hristiyan sosyalist akım, Güney Amerika müziğindeki Nueva Canción akımının da aslinda ilk yeşerdiği iklimdir. işte bu iklimin en görkemli meyvelerinden biri de “Que dirá el santo padre (kutsal papa bu duruma ne diyor)"dir. Kadri kiymeti pek bilinmemiş Violeta Parra, baskıya işkencelere bakar ve, 20'nci yüzyılda Roma'ya verilmiş en büyük ültimatomu yazar, gözyaşları içinde söyler. Sosyalist rahipler de kiliselerde okur. Quilapayun'un simsiyah çocukları ise, dünyaya yayar. Quilapayun'un sorusunda öfke vardır, Violeta'nın sorusunda ise insaf çığlığı... Violeta: youtu.be/dvk6ovIuozE Quilapayún : youtu.be/eMhASTMyiTE Çeviri; Kutsal babamız bu olanlara ne diyor? bak bize nasıl da özgürlükten bahsediyorlar ama gerçekleşeceği zaman da mahrum ediyorlar, bak, nasıl da sükunetten bahsediyorlar, otoriteleri bize işkence ettiği zaman Kutsal Ruh'un gırtlağını kesiyorlarken, Roma'da yaşayan kutsal babamız bu işe ne diyor? bak bize nasıl da cennetten
Müzik
Şili'de GizliceGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 20231,131 okunma
Puan vermedi·111 syf.·
2019 71. kitabı
Kitap Mersault'un hayat üzerine görüşleri çerçevesinde metin altı mesajlarla bezenmiş bir şekilde oluşturulmuş. Albert Camus bu eserinde birçok kurumun ve durumun eleştirisini başkahraman üzerinden yapmakla bize dönemi ve yaşamımızı sorgulatmayı çok iyi bir şekilde başardığını söyleyebilirim. Mersault'un annesinin ölümünde takındığı tavır, arkadaşlık(Raymond üzerinden) ve evlilik(Marie üzerinden) konularına bakış açısı ve yaklaşımı, kitabın çoğu yerinde hayattaki olay ve olguları sorgulaması, insanlarla konuşurken ve dinlerken çoğu zaman onları kendi içinde, düşünceleriyle mukayese etmesi, devlet kurumlarına ve çalışanlarına karşı bakış açısı, din kurumuna karşı takındığı tavır ile kitap bize genel bir sorgu ve eleştiri hali içerisinde sunulmuş. Toplum içerisinde topluma karşı olan bir insanın hikayesi anlatılmış da diyebiliriz. Lakin Camus satır aralarında olaylara ve olgulara karşı kendi düşüncelerini de dile getirmekten çekinmemiş.  Kısacası kitap okur için sadece okunmak için tasarlanmamış. Düşünce ve sorgulama gelişimi için de çok faydalı bir kitap. Mersault'un verdiği tepkiler ve takındığı tavırlar "normal" insan tipinden çok uzak olmakla beraber, hem romanın içindeki diğer kahramanlarda hem de bende başkahramana karşı bir sempati uyandığını söyleyebilirim. Albert Camus okunması gereken başlıca yazarlardan olduğunu bu kitapta kanıtlamış diyebilirim.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,3bin okunma