Bâkıllânî’nin "Vasıf/Nitelik" Teorisi ​Bâkıllânî, eylemi ikiye ayırarak kula bir alan açmaya çalıştı: ​Fiilin Zatını (Aslını) Yaratmak: Bir eylemin fiziksel olarak meydana gelmesini (örneğin elin yukarı kalkması, dilin dönmesi hareketini) Allah yaratır. ​Fiilin Vasıf/Nitelik Boyutu: O hareketin bir "itaat" mi yoksa "isyan" (günah) mı olacağını belirleyen, ona bu vasfı kazandıran şey kulun cüz'î kudretidir. Yani fiziki eylemi Allah yaratır ama ona ahlaki ve dini rengini kul verir. Dolayısıyla insan, fiilin zatından değil, ona yüklediği bu vasıftan ötürü sorumlu olur.
İncedir efendim bazı meseleler. Vasıf vermek, hayaller kurmak, söz vermek… Vasıf değiştirmek, hayaller kurmak, sözleri unutmak… Yola çıkıp da yolculuktan usanmak… İncedir efendim insani meseleler… En iyisi yalnız yol almak… lâzım.
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
#𝙇𝙊𝙆𝙈𝘼𝙉_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🌐 Kıyâmetin ne zaman kopacağının bilgisi yalnız Allah’ın katındadır. Yağmuru O indirir. Rahîmlerde olanı da O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz, her şeyi hakkıyla bilen, her şeyden hakkıyla haberdâr olan yalnız Allah’tır. 34 #Tefsir: 📖 📖 İnsan için son derece mühim ve kritik olan bu zamanları Cenâb-ı Hakk’ın gizli tutması ve peygamberlerine dahi bildirmemesinin şüphesiz pek çok hikmeti vardır. Bizim anlayabildiğimiz en mühim hikmet, kulun hiçbir an gaflete düşmeksizin ihsan şuuruyla bir kulluk hayatı sürdürmesi ve son nefesinde imanla âhiret âlemine intikâl edip edememe endîşesi içinde olmasıdır. Yağmuru yağdıran ve onu ne zaman, nereye, ne miktar ve ne şekilde yağdıracağını bilen; bütün rahimlerdekini, onların erkek mi dişi mi, beyaz mı kırmızı mı, tam mı noksan mı olduğunu ve her birinin sahip olduğu tüm özellikleri bilen Allah, kıyâmetin de ne zaman kopacağını bilir ve vakti gelince onu koparır. Bu konuda Peygamberimiz (s.a.s.) bile, kıyâmet ne zaman kopacak sorusuna: “Sorulan sorandan daha âlim değildir” diye cevap vermiştir. (bk. Buhârî, İman 37; Müslim, İman 1, 5) İnsana gelince, ondaki hâkim vasıf cehâlettir. (bk. Ahzâb 33/72) Bilgisi azdır. Onun bilemeyeceği şeyler, bileceklerinden çok fazladır. Zâten ilâhî ferman ona ilimden çok az şey verildiğini beyân eder. (bk. İsrâ 17/85) Yalnız burada sözün akışına uygun olarak ehemmiyetine binâen, kıyâmetin vaktine ilâve olarak hususiyle şu iki hususu da hiç bilmediği belirtilir: › Hiçbir nefis yarın kazanacağını bilemez. Başına nelerin geleceğini, eline ne geçeceğini, hayır mı yoksa şer mi elde edeceğini bilemez. Bu sebeple kul rızık konusunda başka şeye değil Allah’a güvenmek, O’na tevekkül etmek ve O’ndan istemek
Allah Teâlâ Kimleri Sevmez?
İşte Allah Teâlâ'nın sevmediği 12 Kul ve Amelleri 01- “Allah, ağır ve inciten sözlerin açıktan söylenmesini hiç sevmez…” (en-Nisâ, 148) “İnsan olmanın en önemli özelliklerinden birisidir, söz söylemek... Güzel söz, dalları Cennet’e ulaşan ve daima meyve veren bir ağaca benzetilirken (Bkz. İbrahim, 24-26.) Acı ve inciten söz, Rabbimizin hiç hoşlanmadığı bir üsluptur. Her türlü zorluğa, acıya, yorgunluğa ve haksızlığa rağmen güzel söz söylemek, Âlemlerin Rabbinin sevdiği bir davranıştır. 02- “…Allah, ihanet eden ve nankör olan kimseyi sevmez.” (el-Hac, 38) İhanet etmek, emin olarak tanındıktan sonra güven bozmak, hakka aykırı iş yapmaktır. Bu, İslâm ahlâkında münafıklık alâmeti olarak zikredilmiş ve insan olma şerefini zedeleyen bir vasıf olarak kabul edilmiştir. 03- “Şüphe yok ki Allah, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. O büyüklenenleri sevmez.” (en-Nahl, 23) Göğüslerde gizlenen veya söze gelip anlatılmak istenen hiçbir şeyin, Âlemlerin Rabbinden gizli kalması mümkün değildir. Bir damla atılmış sudan yaratılıp gözle görülmeyecek bir virüse karşı koyamayan insanın büyüklenecek hiçbir güç ve başarısı bulunmamaktadır. 04- “Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.” (el-Bakara, 190) Mü’min, güzel ahlâklı, merhametlidir. Bulunduğu beldede emin sıfatıyla güven veren, güzel ahlâkı ile örnek olandır. Âlemlerin Rabbi, haksızlık yapanı ve haksız yere zarar vereni sevmediğini bildirip öfkeye yenik düşülmemesini haber vermektedir. 05- “…Allah bozgunculuğu sevmez.” (el-Bakara, 205) “...Allâh’ın sana ihsanda bulunduğu gibi sen de iyilik yap. Yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez.” (el-Kasas, 77) İslâm; kardeşlik, birlik ve beraberlik dîni iken,
Din
Görülmeyen emek
İnsanı insandan uzaklaştıran şeylerin başında, verdiği emeklerin görülmemesi geliyor desem herhalde mübalağa etmiş olmam. Hem kendimden yola çıkıyorum hem de etrafımdaki insanları gözlemliyorum; insanoğlu teşekkür beklemese bile, karşı tarafın en azından o emeği fark etmesini, görmesini istiyor. Hatta bu farkındalıktan yoksun, hak etmediğini düşündüğümüz insanlarla aramıza mesafe koymaktan da hiç çekinmiyoruz. ​Bu yapılan yanlış değil elbette; insan ilişkilerinde denge önemlidir. Fakat tam bu noktada aklımda bambaşka bir pencere açıldı. ​Bizlere durmaksızın, sağanak sağanak ikramlarda bulunan ve biz görmediğimiz zamanlarda bile bu iyiliğini asla kesmeyen bir Zat var. Dönüp bakıyorum da; O'nun bizim için yaptıklarını görmekte ve hakkıyla teşekkür etmekte ne kadar da geç kalıyoruz... ​Yazının başına dönecek olursam; insanı insana bu kadar yakınken birbirine yabancılaştıran o vasıf, yani "emeği görmemek ve nimeti takdir etmemek" hastalığı, bizi Allah'tan nasıl uzaklaştırmasın? Kulun kula yaptığı küçük bir iyiliğin görülmemesi kalpleri kırarken; her anımızı kuşatan ilahi nimetleri görmezden gelmek, bizi Yaradan'dan nasıl koparmasın? dedim kendime. ​Sonra, daha bunları düşünebilme kabiliyetini bana lütfettiği ve hayatımdaki kalan tüm nimetleri fark ettirdiği için O'na hamdettim. Ve bir dua düştü kalbime: ​Bu hamd, ömrümün kalan tüm günlerine yayılsın...
Din
Şeytanlaşma süreci Nasıldır? Sonunda ne Olur?
1. Kibirlenme ve "Ben" Duygusunun Azmanlaşması (Ego/Narsizm) Şeytanlaşma sürecinin ilk ve en büyük adımı kibirdir. Mitolojik ve dini anlatılarda Şeytan’ın düşüşü, kendisini diğerlerinden (Hz. Adem'den) üstün görmesiyle başlar. İnsan, başarılarını, zekasını veya gücünü sadece kendinden bilmeye başladığında "en üstün" olduğu yanılgısına düşer. Bu durum ilerledikçe narsistik bir boyuta ulaşır: İnsan, her şeyin merkezinde kendisinin olduğunu ve her şeye hakkı olduğunu düşünmeye başlar. 2. Sınırsız Güç ve Kontrol Tutkusu (Kader Yazma İsteği) "Kader yazmak istemek", aslında mutlak kontrol arzusudur. İnsan, hayatın belirsizliklerinden, ölümden, acıdan ve acizlikten kaçmak için her şeyi kontrol etmek ister.Kendi kaderini çizmek: İlk başta masum bir "kendi ayakları üzerinde durma" isteği olarak başlayabilir. Başkalarının kaderine hükmetmek: Güç güçlendikçe, kişi etrafındaki insanları, toplumları veya sistemleri bir oyun hamuru gibi şekillendirmek ister. Onların hayatları, ölümleri, başarıları veya başarısızlıkları üzerinde tek karar verici olmak ister. Bu, tanrıcılık oynamaktır. 3. Empati Kaybı ve Vicdanın Susturulması Bir insan, başkalarının kaderini kendi isteklerine göre zorla şekillendirmeye başladığında, kaçınılmaz olarak zarar verir. Bu zararı görmezden gelebilmek için vicdanını susturmak zorundadır. Diğer insanları birer "birey" olarak değil, kendi hedeflerine giden yolda birer araç veya piyon olarak görmeye başlar. Kötülük sıradanlaşır. Kişi, yaptığı zalimlikleri "büyük bir amaca hizmet ediyor" diyerek rasyonalize (meşrulaştırma) eder. Kur’an ve Hadislerde Şeytanlaşan İnsanın Özellikleri 1. İnsanları Doğru Yoldan Saptırmaya Çalışırlar (İnsî Şeytanlar) Kur'an, şeytanlığın sadece görünmez varlıklara (cinlere) ait bir vasıf olmadığını,
Din