Ebu Ali b Vâsıf Müeddip anlatıyor: “Sehl b Abdullah bir gün zikir konusunda konuşmuş ve: Hakiki manada Allah için zikir yapar kimse ölüyü diriltmek istese, istediğini yapabilir, dedi ve önünde bulunan bir hastayı eliyle meshetti, hasta derhal iyi oldu ve ayağa kalktı“ 
Sayfa 458 - Sufilerin Makam ve Halleri- Keramet·Kitabı okuyor
Tasavvuf
Fıkıh kitaplarında insanın kerametine eşlik eden, ondan ayrılmaz bir vasıf da “hürmet”tir. “Hürmet” kelimesi, asli kökenindeki haramlık ve dokunulmazlık anlamından süzülerek dilimize saygı anlamında geçmiştir.
Sayfa 8 - Asım Cüneyd Köksal, İnsanın Kerameti
Alıntı
Reklam
YÜCE ve GÜZEL...
Yüce ve Güzel… Salih Mirzabeyoğlu’nun “Şiir ve Sanat Hikemiyatı”nın iki temel kavramıdır: "İnsanda iki temel içgüdü vardır… Bunlardan biri, insanı kendi varlığını korumaya; öteki ise, toplum içinde yaşamaya zorlar… “Yüce” hissi, bunlardan birincisine; “güzel” ise, ikincisine dayanır… “Güzel” birleştirir, “yüce” ise ayırır; biri, içtimâî münasebetin özel biçimlerini öğreterek ve ahlâkı arındırarak medenîleştirirken, diğeri varlığımızın derinliklerine işler ve bu derinlikleri bize buldurur…" [*] Demek ki, bizi, biri ferdâniyetimize, diğeri içtimaîliğimize götüren iki temel içgüdümüz var. Bunlardan birincisine “ferd malûmu”muz (malûm: geist anlamında) diyoruz ve “yüce” hissini onunla ilişkili görüyoruz; ikincisine ise “toplum malûmu”muz diyoruz ve “güzel” hissini onunla ilişkilendiriyoruz. Müziği daha ziyâde ikinci hissimize ait biliriz; hâlbuki burada onun birinci hissimize daha az âit olmadığı da görülmekte! Zirâ biz müziği sadece güzel bulduğumuz için dinlemeyiz; onda varlığımızın derinliklerine işleyen ve bu derinlikleri bize bulduran bir vasıf da buluruz.
ŞİİR VE SANAT HİKEMİYATI -Estetik ve Ahlâk -I-, 26 Mayıs 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Hikemiyat
"Yerkürede ve de sukürede barış diye bir şey yoktur. Nasıl ki her ülkenin bir tek hükümdan varsa sonunda dünyanın da bir tek hükümdan olacaktır. Tıpkı İskender gibi, Sezar gibi... Ve elbette ki her hükümdar, dünyanın efendisinin kendisi olacağına inanır. Kudreti olan bunu açıkça ilan eder, kudreti olmayan niyetini sinsice yüreğinde besler. Eğer biz onların üzerine yürümezsek onlar bizim üzerimize yürür. Eğer biz hakimiyetimizi ilan etmezsek onlar ilan eder. Eğer biz onların kal'asını fethetmezsek onlar bizim kal'amızı fetheder. Yaşananlar sözlerimizin dayanağıdır, yaşanacaklar ise şahidi. Şaşılacak iş değil, kanundur bu; ilelebet, kadim dünya kanunu. Ve elbette kanla yazılmak zorundadır. Çünkü ademoğlu denen bu mahluk, iyilikten çok kötülükten anlar. Ve de ne yazık ki, erdem doğuştan gelen bir vasıf değildir. İnsanları okutmak, yetiştirmek için binlerce molla, binlerce medrese gerekir ve dahi binlerce kitap ve de onlarca yıl gerekir. Ve siz bu işle uğraşırken düşmanlarınız, bir gecede kökünüzü kurutabilir.
Sayfa 237·Kitabı okudu
Alıntı
Dürüstlük insana iki vasıf kazandırır: kolay incinme, kolay incitme.
Sayfa 24 - Kapı Yayınları·Kitabı okudu
İkinci Örnek: "Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı." (Bakara 187) ayetinin ibaresinden [doğrudan anlamından], gecenin en son cüzüne (anına) kadar eşle birlikte olmanın mübah olduğu anlaşılır. Bu mübahlığın gecenin son vaktine kadar uzaması, oruç tutacak kişinin cünüp olarak sabahlamasını zorunlu bir sonuç (lazım) haline getirir. Bu durumda kişinin şahsında iki vasıf bir araya gelmiş olur: Cünüplük ve oruçlu olmak. Bu iki vasfın bir arada bulunabilmesi ise, aralarında bir çelişki olmadığını ve cünüp bulunmanın orucu bozmayacağını gerektirir; zira bu durumun gerekçesi ve başlangıcı [gece eşe yaklaşmak] zaten mübah kılınmıştır.
Reklam
Reklam